25 Eylül 2013 Çarşamba

Karışık Kaset - Uygar Şirin


Bloglarda sıklıkla görmüştüm bu kitabı, alınacak kitaplar listemde uzun süre kaldı adı. Geçtiğimiz haftalarda verdiğim küçük bir kitap siparişinde eklemişim sepete. Sanırım bugüne kadar plansız aldığım kitapların bir arada olduğu, seçimi bilinçaltım ve pc klavyesinin yaptığı tek sipariş. Ama hiç şikayetçi değilim. Önce “Küçük Kara Balık” sonra da “Karışık Kaset” ile seçimi ona bırakmanın ne kadar doğru olduğunu anladım.

Karışık Kaset, adı ve kapağından da anlaşılacağı üzere müziğin ve kasetlerin hayatımızda özellikle 90’lı yıllardaki yerini, arka planına çok naif bir aşkı da alarak anlatıyor. Konusunu detaylıca anlatmayacağım, bence detayları bilmeden okunmalı. Altını çizdiğim çok sayfası oldu, müsaadenizle küçük bir kısmını paylaşacağım.

Not: Ulaş, yalnız değilsin. Benim de en sevdiğim Candan Erçetin şarkısı “Daha”dır.

http://www.youtube.com/watch?v=cUw_1jAUQ1E


“Bazen küçük bir sessizlik yıllara yayılır, bazen dünyanın gürültüsü tek bir güne toplanır.”

"Konserden sonra İstiklal Caddesi'ne çıkıyorum. Değişiklik olsun diye Taksim'e yürüyorum. İstiklal Caddesi şimdi çok daha güzel görünüyor. Hava kararmaya başladığı ve cadde boyunca yüzlerce minik lamba yandığı için güzel göründüğünü sanıyorum önce. Sonra anlıyorum ki ondan değil, konserden çıktığım için. Kendimi her şeyi yapabilecek, her istediğimi gerçekleştirebilecek kadar güçlü hissediyorum. Dünyanın harika bir gezegen, hayatın bir mucize, insanların her şeye rağmen ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalışan varlıklar olduğunu hissediyorum. Hiç tanımadığım insanlarla konuşmak, onlara bütün hayatımı anlatmak, bütün hayatlarını dinlemek istiyorum. Birbirimizden aman aman farkımız olmadığını, şunun şurasında aynı üç şeye üzülüp aynı üç şeye sevindiğimizi düşünüyorum. Sonra aniden bu cennetin ortasına bir bıçak saplanıyor. Masmavi resmin ortasında bir delik. Pis pis sırıtan kısık bir sesin söylediği: ama yalnızsın."

-İrem, sen hiç tek başına konsere gittin mi?
+Hayır. Sen?
-Gittim.
+Hangisine?
-Sezen Aksu konserine.
+Neden tek başına gittin?
-Birkaç kişiye sordum, kimse gelmedi. Kimi istemedi, kimine günü uymadı, benimle gelecek kimseyi bulamadım.
+Olsun. İyi vakit geçirdiysen sorun yok.
-Bence bir insan Sezen Aksu konserine tek başına gidiyorsa yalnızdır.

“...Ama çok daha basit bir şey yapmak istiyorum. Bugüne kadar nedenini bilmediğim bir şekilde, belki bana uygun değil diye, belki ona bu para verilir mi diye, belki benim orada işim ne diye, ama aslında içime çöreklenmiş, benliğimi ele geçirmiş, artık varlığını hissedemediğim için beni dilediği gibi yönetmiş kaygı ve tedirginlik nedeniyle yapmadığım bir şeyi bugün yapmak istiyorum. Hayatımdaki bir şeyi değiştirmek istiyorum. Büyük olmak zorunda değil. Hatta büyük olmasın, yoksa ertelerim. Öyle basit, öyle sıradan bir şey olsun ki hemen şimdi, eve gitmeden yapabileyim. Bambaşka biri olmam gerekmiyor, “Bugün hayatımda ilk kez...” cümlesini kurabilen biri olarak döneyim eve. Akşamdan sabaha kendimin zıddına dönüşemeyeceğime göre, sade, süssüz ve gösterişsiz bir ilk, yapabileceğim değişikliklerin en büyüğü.”

Cinayet Şirketi - Jack London



Cinayet Şirketi, katı ve titiz kuralları olan, kendi içlerinde belli bir ahlaki yapıya sahip, bu nedenle de her işi kabul etmeyen, öncelikle kurbanının gerçekten “kötü ve zararlı” olduğunun ispatlanmasını isteyen ve işini profesyonel şekilde yerine getiren katillerden oluşan bir şirkettir.

Winter Hall isimli kahramanız, bazı cinayetlerin ortak noktalarını birleştirerek arkasındaki zanlıyı yani Cinayet Şirketi’ni bulur. Amacı şirketin yok olmasını sağlamaktır. Bir müşteri kılığına bürünerek şirketin sahibi ile bir görüşme ayarlamayı başarır. Bu garip müşterinin en az kendisi kadar garip bir isteği olur. Ortadan kaldırılmasını istediği kişi şirket sahibin İvan’ın kendisidir.

İvan, şirket kurallarını açıklayarak müşteriden kendisinin ortadan kaldırılması için gerekli koşullar konusunda ikna etmesi halinde anlaşmayı kabul edeceğini belirtir. Winter Hall ile İvan arasında geçen uzun bir felsefi tartışmanın sonunda İvan ikna olur ve işi kabul eder. Yeni hedef kendisidir.

Şirket çalışanları durumu öğrendiğinde yaşadığı şoku atlattıktan sonra aynı zamanda yeni kurbanları olan patronlarını yakalamak için tüm marifetlerini sergilemeye başlar. Ancak kurbanları aynı zamanda şirketin beyni olduğu için işleri kolay olmayacaktır.

En sevdiğim Jack London kitaplarından biri oldu. Şiddetle tavsiye ederim.
Keyifli okumalar.

21 Eylül 2013 Cumartesi

Günün Notları




- İşte benim en sevdiğim mevsim geldi blog. Geçtiğimiz Günün Notları’na oranla daha iyi sayılmam ama daha alışmış olduğum bir gerçek. Biraz kültür sanat haberi vereyim daha iyi olayım.

- Beyoğlu Sahaf Festivali bu yıl 27 Eylül – 19 Ekim tarihleri arasında olacakmış. Gidecek olan biri ses etse de bir ricada bulunsam.

- İstanbul, İstiklal Caddesi, film, sonbahar, yağmur, seanslar arası koşturmaca, festival havası kelimelerini aynı cümle içinde kullandıran ve yaşatan etkinliktir Filmekimi. Bu yıl iki film izleyecektim ama bir aksilik nedeniyle gidemiyorum. Gidecek olanlara iyi seyirler.

- İbb Şehir Tiyatroları ve Devlet Tiyatroları programlarını açıkladı. Fakat büyük hayal kırıklığı içindeyim(z).

- Yine de seçtiğim birkaç oyun var tabi. Şt için Yolcu, Lysistrata, Dt için ise geçen sezon kaçırdığım Çehov Makinesi.

- Black Books isimli şahane diziyi izlemeyenler, hiç vakit kaybetmeyip hemen başlayınız lütfen. İzlerken deli gibi güldüren, üç sezonunu kısa sürede bitirdiğim, sonrasında ise kendimi boşlukta ve mutsuz hissetmeme sebep olan dizidir kendileri. Karakterleri, mekanı, esprileri ve oyuncu seçimleri mükemmel. Tadını çıkartarak, detayları yakalayarak ve zamana yayarak izlenmesi tavsiyemdir.

- Ahmet Ümit’in yeni kitabı “Beyoğlu’nun En Güzel Abisi” Ekim ortalarında buluşacakmış okurlarla, kendisi twitter’da duyurdu. Sabırsızlıkla bekliyoruz.

- Twitter’da #siirinibiraktim isimli bir etkinlik var belki görmüşsünüzdür. İsimsiz şiirlerin kağıtlara yazılıp satın alınmayı beklenen kitapların arasına bırakıldığı bir oyun. Ben de yazdım şiirlerimi önümüzdeki günlerde bırakacağım bir kitapçıda, kitapların arasına. Siz de yapın olur mu? Eğer bırakılan herhangi bir şiiri bulursanız da #siirinibuldum etiketi ile twitter’da paylaşabilirsiniz.

- Geçtiğimiz hafta kardeşim bir sürpriz yaptı bana, Zenit almış! O gündür kendisi ile aşk yaşamakta ve birbirimizi tanımaya çalışmaktayız. 36lık filmi bitiremedim henüz, bitince sonuçları da paylaşırım.

- Foursquare kullanmaya başladım. Her ne kadar "şu an işteyim, işyerinde şurada, yolda burada vs gibi" sürekli yer bildirimleri yapanların amacını çözememiş olsam da yeni kafeler, mekanlar keşfetmek için başarılı bir uygulama bence. Tavsiye ederim.

- Bir de şöyle mükemmel bir ses var(mış), çok geç haberdar olduğum.

lütfen dinleyiniz 1

lütfen dinleyiniz 2

14 Eylül 2013 Cumartesi

Küçük Kara Balık - Behrengi



Bazı çocuk kitapları vardır, hangi yaşta okunursa okunsun insana farklı bir bakış açısı kazandırır, kimi zaman cesaretlendirir kimi zaman hüzünlendirir ama hep bir şekilde dokunmayı, içimize ulaşmayı başarır.

Küçük Kara Balık da öyle bir kitap. Maalesef çocukken okumadım, öyle olmasını isterdim... Buna rağmen ilk okuduğumda bana ulaşmayı başarabilen bir kitaptı. Sonra aradan birkaç yıl geçti ve bir gün izlemediğim halde tesadüfen denk geldiğim bir dizide, 12 Eylül’de yasaklanan kitaplardan olduğunu öğrendim. Sonra ise farklı yerlerde tekrar karşıma çıktı. Her defasında yeniden almalı diye not düştüm ama fırsat olmadı. Hep söyleriz ya her şeyin bir zamanı var diye belki de o yüzdendi almayı unutmam.

Geçtiğimiz hafta başka bir kitap için sipariş verirken hiç aklımda olmadığı halde alışveriş sepetine atmışım kitabı. Geldiği gün okudum. Bu kez daha çok canımı acıttı, çünkü artık kaçırdığım çok fazla şey vardı hayatta. Belki de en başında Küçük Kara Balık gibi özgürlüğü seçmeliydi insan ve ben geç kaldığımı düşünmeye başlamıştım.

Konusunu anlatmayacağım çünkü buraya yazılabilecek her şeyden fazlası kitapta. Çok geç kalmadan okuyun.


“Ben yaşamanın nasıl bir şey olduğunu öğrenmek istiyorum; durmadan aynı şeyleri yapmak, yaşlanana kadar başka bir şey yapmadan yaşamak olamaz; dünyada yaşamanın anlamı bundan daha fazla olmalı!”

“Durmadan düşünmenin bir yararı yok. İlerlemek istiyorsak harekete geçmeliyiz.”

“Ama küçük bir kırmızı balığı bir türlü uyuku tutmuyordu. Bütün gece hiç gözünü kırpmadan denizi düşündü durdu...”