20 Ekim 2012 Cumartesi

Ağaçkakan - Tom Robbins


Sürgünde olan Furstenberg-Barcalona kraliyet ailesi üyeleri Kral Max, Kraliçe Tilli ve Prenses Leigh-Cheri böğürtlenler tarafından sarılmış yeni evlerine ve tv karşısında geçen yeni hayatlarına alışmaya çalışmaktadır.

Prenses Leigh-Cheri için hayat, kızıl saç, hizmetkar Guiletta'nın her gece anlattığı tek masal ve yaşadığı tavan arasında ibarettir.

Çevre ile ilgili bir konferansa gitmek için uçağa bindiğinde hayatını tamamen değiştirecek olan Ağaçkakan lakaplı bombacı Bernard ile karşılaşır. Aşk, kimi, ne zaman ve nasıl bulur önceden bilinmez. Prenses Leigh-Cheri'yi bir Camel sigara paketi, bir kibrit kutusu ve dinamitler ile bulur.

Okuduğum ilk Tom Robbins kitabı, yazarın diline aşina olmadığım için ilk birkaç sayfada şaşırdığımı itiraf edeyim. Ancak karakterleri tanımaya başlayıp yazarın tarzına alıştıktan sonra kitabı okumak çok keyifli hale geldi. Çok eğlenceli betimlemeler var. Karakterler zaten oldukça sıradışı.

Özellikle farklı bir kitap arayanlara tavsiye ederim. (Neye göre kime göre farklı, orası tartışılır tabi:))

Keyifli okumalar.

17 Ekim 2012 Çarşamba

Günün Notları


- Sanatın Öyküsü (E.H.Gombrich), sahaflarda bulan duyan olursa bir ses versin olmaz mı ?

- Yapı Kredi Kültür Merkezi'nde "Hattuşa’da 106 Yıl" sergisi var, görmeli.

- Etgar Keret'in yeni kitabı raflarda, "Kapı Birden Vuruldu"

- Bir de "Kağıt İnsanlar"ı almalı ve okumalı sanki.

- Sahaf festivalini kaçırdım, en çok üzüldüğüm şu festivale özel hazırlanan ayraçlardan birini alamamış olmak!

- Son bir haftadır kitap okuyamadım ama bu sabah bir kitap bitirdim, mutluyum.

- Okunacak kitap sayısını azaltmak için uzun süredir yeni kitap almıyorum ama bu kez de alınacaklar birikti !

- Film izlemeyi özledim, hem evde hem de sinemada...

- Tiyatro sezonunu da açmalı, çok geciktirmeden.

- Onu yapmalı bunu yapmalı da nasıl zaman bulmalı, orası belirsiz.

- Yapraklar kızarmaya başlamış, yaşasın sonbahar!

- Bir de şöyle birşey var,

Bana yaşadığın şehrin kapılarını aç!
Sana diyeceklerim söylemekle bitmez...
Yıllardır yaşamımdan çaldığım zamanlar,
adına düğümlendi...



15 Ekim 2012 Pazartesi

Muhteşem Gatsby - F.Scott Fitzgerald


Çok genç ve toy günlerimde babamın verdiği bir öğüt aklımdan hiç çıkmadı. "İçinden ne zaman birini eleştirmek gelse" demişti, "bu dünyada herkesin senin sahip olduğun üstünlüklerle doğmadığını anımsa, yeter."

Kitabın anlatıcısı Nick, borsa işi yapmak için New York'a taşınır. West Egg bölgesinde küçük bir ev tutar. En yakınındaki evde genç, gizemli, yakışıklı ve zengin komşusu Jay Gatsby yaşamaktadır.

Gatsby'nin evinin tam karşısında, East Egg'de ise Nick'in kuzeni Daisy yaşar. Daisy, Tom ile evlidir. Aynı zamanda Gatsby'nin eski sevgilisidir.

Jay Gatsby, kimseyle samimi olmayan, gizemli, kendisi ile ilgili söylentilere kulak asmayan ve her gece evinde büyük partiler veren biridir. Evi, hiç tanımadığı insanlarla dolup taşmakta iken o sadece tek bir kişinin gelmesini bekler.

Nick, Gatsby'nin bu ününe uzun süre uzak kalamaz ve Gatsby ile arkadaş olur. Gatsby, Nick'e önemli bir sırrını anlatır ve bu Daisy ile ilgilidir.

Kitapla ilgili nette yorumlara bakındığımda ya çok sevildiğini ya da nefret edildiğini, zaman kaybı olarak görüldüğünü okudum. Neredeyse ortası yok gibi. Ben, çok seven, beğenen, keyifle ve biraz da hüzünle okuyan taraftanım.

Bence muhteşem bir tutku ve hırs hikayesi. Kapağı ise kitaba çok uymuş gibi sanki, çok beğendim.

Keyifli okumalar.

7 Ekim 2012 Pazar

Kitap Hırsızı - Markus Zusak

Gümüş gözlü baba, Liesel, trenler, Max, annenin küfürleri, Rudy, kitaplar, belediye başkanının evi, hırsızlık, şekerlemeler, Max'ın hediyesi, saklanmak, korkmak, Islıkçı, yumruklar, çapraz bulmaca, kardan adam, kelimeler, akordiyon, Rüya Taşıyan, Karanlıkta Bir Şarkı, Himmel sokağı...

Mükemmel bir kitap okumuş olmak istiyorsanız bu kitabı okuyunuz !


"Her yerde kitaplar! Bütün duvarlar oldukça kalabalık ancak mükemmel sıralanmış raflarla giydirilmişti. Duvarın boyasını görmek neredeyse mümkün değildi. Siyah, kırmızı, gri, her renkten kitabın sırtında değişik tarzda ve boyda yazılar vardı. Liesel Meminger'in hayatında gördüğü en güzel şeylerden biriydi.
Hayretle gülümsedi. Böyle bir oda nasıl olabilirdi!

Koluyla yüzündeki gülümsemeyi silmeye çalıştıysa da bunun anlamsız bir çaba olduğunu anladı. Bedeninde gezen bakışları onun yüzünde durdu. Mümkün olabileceğini düşündüğünden daha uzun bir sessizlik oldu. Sessizlik kopmak için yakaran bir lastik gibi uzadı. Kız kopardı.

İzin verir misiniz ?

Sözcükler dönüm dönüm uzanan ahşap zeminde durdular. Kitaplar kilometrelerce ötedeydi. Kadın kafasını salladı. Evet, alabilirsin.

Gitgide oda küçüldü, ta ki, kitap hırsızı birkaç adımla uzanıp raflara dokunana dek. Tırnaklarının kitapların sırtına değip geçerken çıkarttığı tıkırtı sesini dinleyerek elinin tersini ilk rafta gezdirdi. Çıkan ses bir çalgı sesi gibiydi ya da koşan ayakların notaları gibi. Peşpeşe raflar boyunca ellerini yarıştırdı. Ve kahkahalar attı.

Kaç kitaba dokunmuştu? Kaç kitabı hissetmişti?
Raflara doğru ilerleyip bu kez daha yavaşça ve elinin içiyle tekrar kitaplara dokundu; avuçlarının içinde her kitabın sırtının oluşturduğu engebeyi hissediyordu. Işıklı bir avizeden yayılan parlak hüzmeler gibi büyülü bir histi, kusursuz bir güzellik karşısında duyulan his gibi. Birçok kere neredeyse yerinden çekip çıkaracaktı kitaplardan birini ama düzeni bozmaya cesaret edemedi. Fazla mükemmeldiler."



5 Ekim 2012 Cuma

Kings Of Convenience


Sanırım bir yıl kadar önce başladım dinlemeye, Nisan ayında İstanbul'da verecekleri konseri duyunca çok heyecanlanıp bilet almaya çalıştım ama -ciddi anlamda yüksek bilet fiyatına rağmen- hemen tükendi. Sonra grup üyelerinden birinin rahatsızlığı nedeniyle konser Eylül ayına ertelendi, bunun yanı sıra iki gece üst üste olan konser programı üç gece olarak güncellendi. Haftalarca bilet alabilmek için bekledim çünkü gerçekten canlı dinlemek istiyordum, bu kadar beklemenin ve takip etmenin sonucunda biletime kavuştum.

Beirut ile "yalnız konsere gitme" tecrübesi edinmiştim o yüzden daha az tedirgindim. Mekana biraz erken gittim, ön grup 123'ü kaçırmak istemiyordum. Ancak daha ön grup çıkmadan ikili çıkarak biraz sohbet ettiler, bunu yakaladığıma çok sevindim. Ardından 123 sahneye çıktı ve gayet keyifliydi. Gerçi daha Kings Of Convenience sahneye çıkmadan yorulmuştum :) Birkaç dakikalık gecikme ile sahneye çıktılar ve sevdiğim çoğu şarkılarını seslendirdiler.

Know how'da seyirci vokali ve 123 ile yaptıkları düet çok keyifliydi. Ancak sessiz konser diye nitelendirilmesine rağmen arkadaş gruplarının bağıra çağıra konuşmaları eksik olmadı. Bir de bütün gece fotoğraf çekenler vardı tabi onlara ne desem az. Bir ara o kadar abarttılar ki müziğin sesini duyamaz olduk :S Sahneden uyarı gecikmedi tabi.

Bu sinir bozucu hallere rağmen muhteşem bir konserdi. Seneye yine gelmeleri ve canlı canlı dinleyebilmemiz umuduyla.

Eğer bir gün plak koleksiyonu yapabilirsem ilk alacağım plak şimdiden belli :)

3 Ekim 2012 Çarşamba

Günün Notları



- Kendimle konuşmaktan bıktım, buraya yazayım sizi de bıktırayım biraz.

- Bayramın tamamında çalışıyorum, kendi isteğimle... O kadar yoruluyorum ki düşünmeye halim kalmıyor, iyi oluyor.

- Günlerim birbirinin aynısı, pek keyifsiz.

- Birkaç gündür kitap okuyamıyorum, film izleyemiyorum, müzik dinleyemiyorum. Bir an önce kendime gelsem fena olmayacak sanki.

- Öfff şikayet etmekten sıkıldım biraz etkinlik haberi vereyim o zaman.

- Okunacak kitap sayımı 100 küsürden 38e kadar düşürdüm ama hala yeni kitap almıyorum. Daha zamanı var.

- Plak koleksiyonu yapmak istiyorum.

- Etgar Keret'in yeni kitabı çıkmış, merak ediyorum.

- Ekim'de tiyatro sezonuna yakından bir "merhaba" demek gerek.

- 19 Ekim Scorpions konserine bir biletim olsa keşke!

- Vizyonda ve gelecek filmlerden izlemek istediklerim; Cesur, Roma'ya Sevgilerle, Cennetteki Çöplük (5 Ekim), Başka Bir Kadın (12 Ekim), Tetikçiler (12 Ekim), Meleklerin Payı (19 Ekim) ve Bulut Atlası (26 Ekim).

- SSM yine mükemmel bir sergiye ev sahibi olacak, Monet'in Bahçesi 9 Ekim'de başlıyor.

- İstanbul Modern'de iki yeni sergi görünüyor, gitmek gerek.

- İstanbul Tasarım Bienali 13 Ekim'de başlıyor.

- R.Koç Müzesi'nde "Yol Efsaneleri İstanbul'da" isimli sergi 17 Mart'a kadar şehrimizde olacak.

- Pera Müzesi'nde 13 Ekim itibariyle iki sergi başlıyor.

- Bir de şöyle birşey var;

Eylül toparlandı gitti işte
Ekim filan da gider bu gidişle.
T.Uyar

1 Ekim 2012 Pazartesi

Beirut



Bu aralar pek bir tembelim, yazamıyorum, okuyamıyorum, izleyemiyorum ve daha bir sürü şey... Ancak unutmaya başladığım için artık yazmam şart oldu 21 Eylül 2012 Beirut konserini...

Güne pek keyifli başlamamıştım, hem bu sebeple hem de bir konsere ilk kez yalnız gidecek olmanın verdiği tedirginlikle gitmek gelmiyordu içimden. Ayrıca hava yağmurluydu ve -her ne kadar yağmur seven biri olsam da- bu konserde yağmur çekilmezdi. Ancak akşam üzeri hava açmaya başlayıp gökyüzü o çok sevdiğim karışık renkli halini alınca gitmeye karar verdim. Soğuğa aldırmadan iskeleye gittim ve Beykoz'dan Yeniköy'e geçtim. Sonrasında ise muhteşem Boğaz manzarası eşliğinde Kuruçeşme Arena'ya ulaştım. Yaklaşık 1,5 saat erken ulaştığım için oturup manzarayı izledim.

Konser saatinden birkaç dakika sonra Beirut sahnedeydi. Sırasıyla tüm sevilen şarkılarını çaldılar. Setlist şu şekildeydi;


Scenic World
The Shrew
Elephant Gun
Vagabond
Postcards From Italy
Santa Fe
A Sunday Smile
East Harlem
The Akara
Serbian Cocek
Port of Call
Cherbourg
Nantes
After the Curtain Falls
My Night with the Prostitute from Marseille
-
The Penalty
Forks and Knives (La Fête)
Carousels
Gulag Orkestar
-
Goshen



Konserle değil de konsere gidenlerle ilgili birkaç olumsuzluk vardı ama bunlara rağmen keyifli bir konserdi.