30 Ağustos 2012 Perşembe

Günün Notları



- Yukarıda gördüğünüz foto Euphoric'in kitap kuleleri ile ilgili yazısı için çekildi. 10 küsür tanesi eksik halidir. :)

- Bayram kartpostalları ile ilgili etkinliği düzenleyen, katılan, gönderen herkese teşekkürler.

- Yeni bir not defterine geçmem gerekiyor, evde 4-5 tane var ama kıyamıyorum. Yeni bir tane almalıyım sanırım !

- Tiyatro sezonu yaklaşıyor, yeni oyunları gördükçe sabırsızlanıyorum.

- Sonbaharın en güzel habercisi Filmekimi de yaklaştı. Program yakında açıklanır.

- Sahaf Festivali'nin tarihleri de belli olmuş, 25 Eylül- 14 Ekim 2012 tarihleri arasında olacakmış.

- İşyerinin yakınlarında çıkan bir yangın sonrası çekilen bir foto ;



- Prag'a gitmiş bir arkadaştan züpper hediyeler;



- Kurs sonrası klasiği, açık havada ders bile keyifli oluyor;



- Sinema keyfi;



- Beykoz'dan;


28 Ağustos 2012 Salı

Lizbon'a Gece Treni - Pascal Mercier

Raimund Gregorius, Bern şehrinde bir lisede antik diller öğretmenidir. Yunanca, Latince ve İbranice dersler vermektedir. Ellili yaşlarında, eşinden boşanmış, yalnız bir adamdır.

Her sabah yaptığı gibi okula gitmek için Kirchenfeld Köprüsü’ne gelir. Ancak köprünün ortasında yağan yağmura aldırmadan duran ve bir kağıtta yazanları okumaya çalışan bir kadın görür.

“Raimund Gregorius’un hayatında her şeyi değiştirecek olan gün, öteki pek çok gün gibi başladı.”

Kadın intihar edecek gibi görünmektedir. Ancak Gregorius ile konuşmaya başlar ve onunla birlikte okula gelir. Bu esnada unutmak istemediği bir telefon numarasını adamla paylaşır. Gregorius, kadına ana dilini sorduğunda “Portugues” yanıtını alır. Adam, bir ezgiye dönüşen sihirli bir kelimeymişcesine etkilenir bundan.

Kadın, Gregorius’un hayatına nasıl aniden girdiyse sınıftan çıkışı da aynı şekilde olur. Ancak bu karşılaşma beraberinde Gregorius’un hayatını tamamen değiştirecek bir sürü adımı getirir.

Kadın gitmiştir ancak telefon numarası ve o sihirli kelime kalmıştır Gregorius’un aklında. Ansızın, öğrencilerine ya da öğretmen arkadaşlarına tek kelime etmeden dersi bırakıp sınıftan çıkar. Dışarıda dolaşırken kendini bir kitapçıda bulur. Kitapçıda Portekizce bir kitap bulur ve kitapçı bu kitaptan bir cümleyi onun için çevirir. Gregorius, cümlenin büyüsüne kapılır.

Yalnızca birkaç kelimenin etkisi ile Lizbon'a giden bir trene biner, yabancı bir ülkede, dilini anlamadığı insanlar arasında bulur kendini. Amacı, kitabın yazarı Amadeu Prado’nun hayatını daha yakından görmektir.

Edebiyat, dil, yolculuk, dostluk, kitaplar, yalnızlık bu kitabın içinde. Ben büyük keyifle ve merakla okudum ancak internette insanların sevmediği ya da yarım bıraktığı şeklinde yorumlar var.

Kitapta Gregorius'un hayatını en iyi anlatan paragraf bu sanırım.

“ Bubenberg Meydanı’nda durdu, bakışlarını çevrede dolaştırdı. Bütün ömrünü burada geçirmişti, burayı iyi tanıyordu, kendini evinde hissediyordu. Onun gibi miyop biri için önemliydi bu. Onun gibi biri için oturduğu şehir bir koza gibiydi, rahat bir kovuk, güvenli bir yapıydı. Bunun dışında kalan her şey tehlike demekti. Bunu ancak gözlük camı onunki gibi kalın olan biri anlayabilirdi. Florence anlamamıştı. Ve belki de aynı nedenden dolayı Gregorius’un uçağa binmekten hoşlanmamasını anlamamıştı. Bir uçağa atlamak ve birkaç saat sonra bambaşla bir dünyaya varmak, bu iki yer arasındaki mesafenin resimlerini tek tek özümsemeye zaman bulamadan-bundan hoşlanmıyordu, rahatsız oluyordu.”


Bu da ismi geçen köprüden bir kare. (Kaynak google)



Keyifli okumalar.

18 Ağustos 2012 Cumartesi

Ve Perde İndi - Agatha Christie

Poirot, artık yaşlanmış ve hastadır. Arkadaşı Hastings’i yıllar önce bir cinayet için gittikleri ancak artık pansiyon olarak kullanılan Styles köşküne çağırır.

Orada olmalarının amacı, yıllar önce birbirlerinden çok farklı ve görünürde ortak yönleri olmayan cinayetler işlemiş ancak yakalanamamış olan katil X’in yeni bir cinayet işlemesini önlemektir. Poirot katilin kim olduğunu bilmektedir ancak arkadaşına özellikle söylemez.

Hastings’in yapması gereken artık yürüyemeyen Poirot’un gözü kulağı olmak ve pansiyonda olan biten her şeyi gözlemleyerek ona anlatmaktır.

Acaba pansiyonda bulunan insanlardan hangisi X’tir ? Ve en önemlisi Hastings ve Poirot yeni bir cinayeti önleyebilecek midir ?

Agatha Christie kitaplarının henüz az bir bölümünü okumuş olmanın tek güzel tarafı daha okunacak bir sürü Agatha Christie kitabının olması sanırım. Bu kitabı da büyük keyifle ve birkaç saat içinde okudum. Ancak küçük bir tavsiye, ilk okunacak Agatha Christie kitabı olmamalı kesinlikle. (Bu kısım spoiler maalesef o yüzden sadece bu kadarını söyleyebiliyorum.)

Keyifli okumalar.