24 Mayıs 2012 Perşembe

Günün Notları

Öncelikle iki ilanım var;

- Konser meraklısı, sinemaya bayılan, tiyatro salonlarını evi gibi benimseyen, ayda en az beş kitap okuyan, esprili, alışverişi seven, seyahat etmeye bayılan, o müze senin bu sergi benim dolaşan, hediye almayı da vermeyi de çok seven, iyi günde de kötü gününde de yanında olabilen, arşivci ruhlu, hayatının merkezinde "sevgilisi" olmayan, kendini, kültürü önemseyen, festivalleri takip eden, hal hatır sormayı esirgemeyen, fotoğraf çekmekten hoşlanan "sosyal dost" aranmaktadır. İlgilenenlerin yorum yapması rica olunur!

- Tiyatro, reklamcılık, seyahat ile ilgili alanlardan birinde iş aranıyor! Tüm sezon tiyatroda olabileceğim, her oyunu izlemeye fırsat bulabileceğim bir iş olabileceği gibi küçük bir reklamcılık firmasında, kendime ait bir masada, müziğimi dinleyip çayımı içerek yaratıcı şeyler oluşturabileceğim bir iş olabilir. Ama en güzeli ve en çok istediğim yıl içinde en az 12 kez seyahat edebileceğim, dünyayı dolaşabileceğim bir iş olur ! Tekliflere açığım !

- Havaların yağmurlu olmasından şikayetçi olmayan bir ben varım sanırım.

- Güzel konser haberleri geliyor, 11 Haziran'da Dany Brillant, 9 Temmuz'da Duran Duran, 25 Temmuz'da Enrico Macias, 25 Ağustos'ta Feist, 21 Eylül'de Beirut şu an ilgimi çeken ve biletleri satışta olan konserler. Bir de 19 Eylül'de Leonard Cohen konseri olacağına dair haberler okudum ama kesin mi bilemiyorum.

- Okunacak kitap sayımı tekrar 46ya düşürdüm, mutluluktan ağlayabilirim.

- Masumiyet Müzesini gezmek istiyorum ancak henüz fırsat bulamadım.

- 10 Haziran'a kadar mutlaka Rembrandt ve Çağdaşları sergisine gitmek gerek.

- Yenikapı'nın Eski Gemileri Sergisi 16 Eylül tarihine kadar R. Koç Müzesi'nde olacakmış.

- Şöyle mükemmel bir şarkı var, dinlemek gerek.

- 30. İstanbul Film Festivali'nin 30 Yılından 20 Yönetmen isimli kitabı gören, alan var mı ? Ben bulamıyorum da...

- Resim konulardan bağımsız, öylesine... (Dali'den.)

16 Mayıs 2012 Çarşamba

Polaroid - 2

Fotoğraf makinelerimin ikisi de aynı hafta bozulmaya karar verince -maalesef- telefonla fotoğraf çekmeye başladım. Görüntü kalitesi vs hiç hoşuma gitmese de polaroide dönüştürdüm. Kendini iyi hisset maddesi vol.bilmem kaç...








14 Mayıs 2012 Pazartesi

Van Gogh Alive



"Önce resim yapmayı düşlüyorum, sonra da düşlerimi resimliyorum."

Birkaç yıl önce, şu an hala çalışmakta olduğum işyerine girince binanın içindeki YKY mağazasına sorduğum ilk kitaptı sanırım "Theo'ya Mektuplar". Maalesef stoklarda yoktu ve yeni basımı da yapılmamaktaydı. Beklemem gerekti ama sabrımın hediyesini aldım. Kitap yeniden basıldı, hemen aldım ve kısa sürede okudum. Her zaman ilgimi çeken bir sanatçının cümleleri, düşünceleri ve kardeşine kendini anlatmaya çalışması beni çok etkiledi. Kitaptan birkaç yıl sonra ise birileri bu sergiyi akıl etti. (Teşekkürler.)



Serginin başladığı tarihlerde gitmeyi çok isterdim ancak bir türlü fırsat olmadı. Bu hafta gidebildim. Haftaiçi bütün olumsuz koşulları bir kenara atıp yola çıktım. Önce vapur keyfi yaptım, ardından bloglarda ve ekşi sözlükte bolca eleştirilen sergiye ulaştım.



Sergi alanı, karanlık bir salon ve dev ekranlardan oluşuyor. Görüntüler ve müzik çok uyumlu ve etkileyiciydi. İki kez izledim, bir kez izlemek yetmedi bana. Çıkışta sergi dükkanından gözümü gönlümü açan bir sürü kartpostal ve kitap ayracı aldım. Sergiye gitmeden birkaç gün önce Canon'um bozulduğu için küçük bir digital makine ile gittim ama serginin tam ortasında o da bozulduğu için sadece uyduruk telefonumla birkaç kare çektim, hatıra niyetine.

Benim için kesinlikle büyüleyiciydi. Karşılaştırabileceğim benzer bir sergisini görmediğim içindir belki...

Not: Sergiye giden insanların görüntüleri izlemek yerine sürekli fotoğraf çekme telaşı nedendir ? Hem de yasak olmasına rağmen bolca flaş kullanarak!

7 Mayıs 2012 Pazartesi

Tom, Dick & Harry

Tom ve Linda, evlat edinmek için bir ajansa başvuru yapmış ve saat 10:00'da gerçekleşecek görüşmeyi beklemektedir. Linda için görüşmenin sorunsuz geçmesi çok önemlidir ve bu nedenle panikle sürekli kuralları tekrar eder ve Tom'a da hatırlatır. Tom'un kendisine -kişilik olarak- hiç benzemeyen kardeşleri Dick ve Harry gelmeden görüşmenin tamamlanması gerekir. Ancak işler Linda'nın istediği gibi sorunsuz olmayacaktır.

Dick, kaçak sigara ve alkol kolilerinin yanı sıra iki kaçak göçmeni eve getirir. Harry ise Linda'nın hiç hoşuna gitmeyecek bir poşetle oradadır. Görüşmenin başlamasına dakikalar kala Tom bu sorunların üstesinden gelmek için çırpınmaya başlar. Ortaya eğlenceli bir oyun çıkar.

Tiyatro Ak'la Kara'da daha önce Fare Kapanı isimli (Agatha Christie'nin aynı isimli kitabından uyarlanan) oyunu izlemiştim. Gelecek sezonlarda takip etmeye devam edeceğim kesin. Hem Fare Kapanı'nı hem de bu oyunu tavsiye ederim.

1 Mayıs 2012 Salı

Hayvan Çiftliği - George Orwell

Önsözden bir bölüm;

"Bir çiftlikte yaşayan hayvanların kendilerini ezen ve sömüren insanların yönetimini devirip eşitlikçi bir toplum oluşturdukları ama zamanla,kurnaz ve iktidar düşkünü domuzların devrimi yolundan saptırarak, insanların yönetiminden neredeyse daha baskıcı ve acımasız bir diktatörlük kurdukları kitabı iki uçlu bir yergi mızağı olarak görüyorum."


Kitabın konusuna gelince; Beylik Çiftliği sahibi Bay Jones gece uyuduğu esnada Koca Reis lakaplı erkek domuz, önceki gece gördüğü rüyayı tüm hayvanlara anlatmak için toplanmalarını ister. Toplantıda,yaşadıkları hayatın yoksulluk, eziyet içinde geçtiğini, artık insanlara başkaldırma zamanı geldiğini, gerçek düşmanları olan "insan"ı ortadan kaldırarak bağımsızlık ilan etmek gerektiğini anlatır.

" İnsan, üretmeden tüketen tek yaratıktır. Süt vermez, yumurta
yumurtlayamaz, sabanı çekecek gücü yoktur, tavşanı yakalayacak kadar hızlı
koşamaz. Gene de tüm hayvanların efendisidir."

" Şunu da unutmayın ki, İnsan'a karşı savaşırken sonunda ona
benzememeliyiz. Onu alt ettiğiniz zaman bile, onun kötü alışkanlıklarını
benimsemeye kalkmayın."


Toplantıdan sonra, Snowball, Napoleon ve Squealer isimli üç domuz, Reis'in
düşüncelerini geliştirerek Animalizm adını verdikleri bir öğretiye dönüştürürler. Tüm hayvanları bu ortak düşüncede toplayabilmek için uğraşırlar. Haziran geldiğinde işleri bozulan Bay Jones ve çalışanlarının ambarın kapısını kıran hayvanları kırbaçlamaya başlaması bardağı taşıran son damla olur ve hayvanlar ayaklanma başlatır. Ayaklanma hayvanlar için başarıyla sonuçlanır, artık çiftlik onlarındır; Beylik Çiftliği, Hayvan Çiftliği olur.

Önceleri hayvanlar özgürlüğün tadını çıkartmaktadır. Ancak Napoleon ve Snowball arasındaki anlaşmazlık, Napoleon'un yönetimi ele geçirme çabaları, gittikçe "insan"a benzeyen tavırları ve bu tavırlarının sonucunda Snowball'u çiftlikten kaçırması gibi gelişmeler nedeniyle hayvanlar için herşey daha kötüye gider. Başlangıçta insanların düşman olduğunu söyleyen ve insana benzeyen davranışları yasaklayan Napoleon, giderek bir insan gibi davranmaya ve yasakların tamamını kendisi için değiştirmeye başlar.

Ve finalde çiftlikteki diğer hayvanlar, domuzları insanlardan ayırt edemez durumdadırlar.

Bu aralar okuduğum en etkiliyici kitaplardan biri. Kitapta yer alan önsözü de okumanızı tavsiye ederim, kitabın etkisini artırıyor.

Keyifli okumalar.