28 Ağustos 2012 Salı

Lizbon'a Gece Treni - Pascal Mercier

Raimund Gregorius, Bern şehrinde bir lisede antik diller öğretmenidir. Yunanca, Latince ve İbranice dersler vermektedir. Ellili yaşlarında, eşinden boşanmış, yalnız bir adamdır.

Her sabah yaptığı gibi okula gitmek için Kirchenfeld Köprüsü’ne gelir. Ancak köprünün ortasında yağan yağmura aldırmadan duran ve bir kağıtta yazanları okumaya çalışan bir kadın görür.

“Raimund Gregorius’un hayatında her şeyi değiştirecek olan gün, öteki pek çok gün gibi başladı.”

Kadın intihar edecek gibi görünmektedir. Ancak Gregorius ile konuşmaya başlar ve onunla birlikte okula gelir. Bu esnada unutmak istemediği bir telefon numarasını adamla paylaşır. Gregorius, kadına ana dilini sorduğunda “Portugues” yanıtını alır. Adam, bir ezgiye dönüşen sihirli bir kelimeymişcesine etkilenir bundan.

Kadın, Gregorius’un hayatına nasıl aniden girdiyse sınıftan çıkışı da aynı şekilde olur. Ancak bu karşılaşma beraberinde Gregorius’un hayatını tamamen değiştirecek bir sürü adımı getirir.

Kadın gitmiştir ancak telefon numarası ve o sihirli kelime kalmıştır Gregorius’un aklında. Ansızın, öğrencilerine ya da öğretmen arkadaşlarına tek kelime etmeden dersi bırakıp sınıftan çıkar. Dışarıda dolaşırken kendini bir kitapçıda bulur. Kitapçıda Portekizce bir kitap bulur ve kitapçı bu kitaptan bir cümleyi onun için çevirir. Gregorius, cümlenin büyüsüne kapılır.

Yalnızca birkaç kelimenin etkisi ile Lizbon'a giden bir trene biner, yabancı bir ülkede, dilini anlamadığı insanlar arasında bulur kendini. Amacı, kitabın yazarı Amadeu Prado’nun hayatını daha yakından görmektir.

Edebiyat, dil, yolculuk, dostluk, kitaplar, yalnızlık bu kitabın içinde. Ben büyük keyifle ve merakla okudum ancak internette insanların sevmediği ya da yarım bıraktığı şeklinde yorumlar var.

Kitapta Gregorius'un hayatını en iyi anlatan paragraf bu sanırım.

“ Bubenberg Meydanı’nda durdu, bakışlarını çevrede dolaştırdı. Bütün ömrünü burada geçirmişti, burayı iyi tanıyordu, kendini evinde hissediyordu. Onun gibi miyop biri için önemliydi bu. Onun gibi biri için oturduğu şehir bir koza gibiydi, rahat bir kovuk, güvenli bir yapıydı. Bunun dışında kalan her şey tehlike demekti. Bunu ancak gözlük camı onunki gibi kalın olan biri anlayabilirdi. Florence anlamamıştı. Ve belki de aynı nedenden dolayı Gregorius’un uçağa binmekten hoşlanmamasını anlamamıştı. Bir uçağa atlamak ve birkaç saat sonra bambaşla bir dünyaya varmak, bu iki yer arasındaki mesafenin resimlerini tek tek özümsemeye zaman bulamadan-bundan hoşlanmıyordu, rahatsız oluyordu.”


Bu da ismi geçen köprüden bir kare. (Kaynak google)



Keyifli okumalar.

7 yorum:

  1. Çok merak ediyorum ben de sonunda alıp okuyacağım ve sonucuna katlanacağım ama okuma alışkanlığını ve seçimlerini beğendiklerim kitabı seviyor, bu da bana yeter:)
    Sevgiler...

    YanıtlaSil
  2. Bu kitabı okuduğum günden biri ben de bir şeyler yazmayı isteyip duruyorum. Şimdi denk gelince yazdıklarınıza nasıl mutlu oldum. Lizbon'a gece trenini kendi adıma okuduğum andan itibaren 2012'nin kitabı ilan ettim. Etrafımda sevdiğim herkese istisnasız bu kitabı alıp hediye ediyorum. Gregorius'a, bir kelimenin ardından her şeyi bırakıp, yola çıkan bu adama bayıldım. Bir gün Lizbon'a gidersem bunun en büyük sebebi Gregorius olacak.
    Keyifli okumalar dileklerimle.

    YanıtlaSil
  3. BAYKUŞ GÖZÜYLE, blogunda okuduğun ve beğendiğin kitapları düşündüğümde bunu da beğeneceğini tahmin ediyorum :)

    Özlem Öztürk, ne güzel bir hediye! Lizbon'a bir tur düzenlemek şart oldu :) Gerçi Bern'i de -özellikle köprüyü- görmek isterim...

    YanıtlaSil
  4. Tatilde Türkiye'deyken kitapcilarda gördüm Lisbon'a Gece Treni'ni. Cok satanlarin dizildigi raflarda. Elim gitmedi dogrusu.

    Cok mu sey kacirdim acaba?

    YanıtlaSil
  5. Özgür, içeriği o raflardakilerden çok farklı. Çok şey kaçırdın sanki...

    YanıtlaSil
  6. aaa hepiniz bu kitabı okuyorsunuz, çok merak ettim doğrusu:)

    YanıtlaSil
  7. Evet, pişti olmuşuz :) Sonra da Lizbon'a tur yapalım diyoruz :)

    YanıtlaSil