27 Nisan 2011 Çarşamba

Factotum - Charles Bukowski

Factotum, kitabın arka kapağında “bir işte yapılması gereken tüm niteliksiz işleri yapan kişi, kahya, ayakçı” olarak açıklanmış.

Kitap, iki yıl boyunca Los Angeles Üniversitesi’nde Gazetecilik bölümüne devam eden ancak verdiği kararla birlikte okulu bırakıp yolunu aylaklığa çeviren , babasından, annesinden, yaşamından kaçan ve hayatını farklı şehirlerde, günlük işlerle kazanan ve yazar olmak isteyen bir adamın hikayesini anlatıyor.

Chinaski, eskimiş bavulu ve birkaç parça eşyasıyla sürekli yollardadır. Bir şehirden ayrılmaya karar vermesi için birkaç gün orada kalmış olması ve sıkılması yeterlidir. Girdiği işlerde de sürekli sıkılan, patronlarını kızdıran ve onlara göre iş arkadaşlarını yoldan çıkaran biridir. İş konusunda o kadar tecrübelidir ki kovulacağı ve çekinin hazılandığı anı bile önceden anlar. Chinaski’nin ilişkileri de hayatı gibi düzensiz, sıradan ve sıkıcıdır. Hayatına giren kadınlar dışında arkadaşı yoktur.

Aslında tek istediği yazar olmaktır. Sürekli dergilere hikayelerinin gönderir ancak her seferinde reddedilir. Bir gün “ Bira Sarhoşu Ruhum Dünyanın Bütün Noel Ağaçlarından Daha Hüzünlü” isimli öyküsü Gladmore dergisi tarafından kabul edilir ve 25 dolar kazanır. Ancak bu bile hayatına birkaç sosis ve biraz şaraptan fazla hareket getirmez.

Kitap, 2005 yılında aynı isimle filme uyarlandı. Her uyarlamada olan farklılıklar bu filmde de yer alıyor. Ancak sıkılmadan, keyifle izlenebilir bir film.

Chinaski, ya tamamen sevip keyifle okuyacağınız ya da tamamen nefret edeceğiniz bir karakter. Ortası pek mümkün görünmüyor. Alışılmışın dışında bir tarzı var. Aslında yazarın çoğu kitabında karşılaşılan bir durum bu. Bukowski kitaplarını ya seversiniz ya da nefret edersiniz. Tabi buna karar verebilmek için kitaba şans tanımak gerek.


...Samimiyetle söylüyorum, yaşam beni dehşete düşürüyordu. Yemek, uyumak ve çıplak dolaşmamak için insanın yapmak zorunda olduğu şeyler ürkütücüydü. Ben de yatakta kalıp içiyordum. İçtiğin zaman dünya yine oradaydı, kaybolmuyordu ama boğazına sarılmıyordu en azından.

...Sabahın altı buçuğunda bir çalar saatin sesine uyanıp yataktan fırla, giyin, zorla birşeyler atıştır, diş fırçala, saç tara, başka birine büyük paralar kazandırmak ve sana tanınan fırsat için müteşşekkir olmak için berbat bir trafiğin içine dal. Nasıl razı olunur böyle bir yaşama?




Ajanda Dergi Nisan sayısı yazımdan alıntıdır.

26 Nisan 2011 Salı

Kara İstanbul - Kara Manhattan



Tamamen tesadüf eseri görmüştüm “Kara İstanbul” u. İçinde İstanbul, polisiye ve -yeni yeni barıştığım- öykü vardı. Bir de “beni al” diye bağıran kapağı. Bu kadar sebebe hayır demek ve okumamak olmazdı.

Kara İstanbul 4 bölümden oluşan bir kitap. İlk bölüm “Şehvet ve İntikam”, ikinci bölüm “ Sınırları Zorlamak, Haddini Aşmak”, üçüncü bölüm “Karanlık Kıyılarda, Kuytu Köşelerde”, dördüncü bölüm ise “ Acı ve İhtilaf” olarak isimlendirilmiş.

Editörlüğünü Mustafa Ziyalan ve Amy Spangler’ın yaptığı kitapta 16 farklı yazardan 16 farklı hikayeye yer verilmiş. Her hikaye İstanbul’un farklı bir semtinde geçiyor; Büyükada , Bebek, Sirkeci, Altunizade, Rumelihisarı, Fatih, Şaşkınbakkal, Tepebaşı, Sağmalcılar, Aksaray, Fikirtepe, Fener, Yenikapı, 4.Levent, Kurtuluş ve Moda. Aslında her öykü biraz da o semtin kişiliğine hitap ediyor.

Öykülerde polisiye, gerilim, İstanbul, acı ve intikam var. İstanbul’a kayıtsız kalamayan herkesin keyifle okuyacağı bir kitap.

O akşam şehir kuvvetli bir lodosa tutulmuş olmasaydı tüm bunlar yine de olacaktı belki ama o savruk, gizi kendinden menkul deli esinti sınırları aşmak için geçerli gerekçedir. Uğultulu ılık tuhaflığıyla, sadece şehri değil ruhlarını kıstırarak insanlarını da ele geçirir çünkü...

"Noir” serisinin ülkemizde çıkan ikinci kitabı “Kara Manhattan’ı da yine bir tesadüf sonucu gördüm. Bu kez “noir” New York caddelerinde geziniyor. İlk kitapta olduğu gibi bunda da çeşitli yazarların öyküleri var.

Kitap, Lawrence Block editörlüğünde hazırlanmış. Manhattan’da geçen 15 farklı öyküye yer verilmiş. Öyküler bölümlere ayrılmamış.

Sırasıyla ; İyiliksever (Charles Ardai), Son Akşam Yemeği (Carol Lea Benjamin), Sıcağa Dayanamıyorsan (Lawrence Block), Yağmur (Thomas H.Cook), Ziyaret Etmek İçin Güzel Bir Yer (Jeffery Deaver), Sonraki En İyi Şey (Jim Fusuli), Maaşını Al (Robert Knigtly), Çamaşırhane (John Lutz), Koruyucu Meleğim Freddie Prinze (Liz Martinez), Laternacı (Maan Meyers), Neden Vurmak Zorundalar (Martin Meyers), Birikme (S.J.Rozan), New York’un En Güzel Dairesi (Justin Scott), Son Raund (C.J.Sullivan) ve Audrey Hepburn’le Ağlamak (Xu Xi) isimli öyküler yer alıyor.

Öykülerde kara mizah, Manhattan, New York’lu olmak, polisiye ve gerilim sıklıkla kullanılmış. Hepsi keyifle okunuyor.

Her iki kitap da başarılı ve keyifli ancak belki de “bizden” olması nedeniyle Kara İstanbul’u daha çok sevdim.

NOT : Twitter'da Everest Yayınları'ndan aldığım bilgiye göre Kara Brooklynn yoldaymış.


Ajanda Dergi Nisan sayısı yazımdan alıntıdır.