27 Şubat 2011 Pazar

Aşk - Kolektif

Posta kutunuzda en son ne zaman bir mektup gördünüz ? Kime mektup yazdınız ? Gönderdiğiniz ya da aldığınız e-postaları hayatınızdan çıkardığınızda geriye ne kalıyor ? En son ne zaman çağın hızına inat geride durmayı seçtiniz ? Sevgilinize ya da arkadaşınıza slayt gösterisi olan bir e-posta yerine sayfalar dolusu bir mektubu en son ne zaman yazdınız ?

Siren Yayınlarından Sıla Okur çevirisi ile çıkan AŞK, 2000 yılında tüm dünyaya yayılan, konusu “ I Love You” ve ekinde “Love Letter For You” isimli dosya bulunan, Filipinli bir korsanın yaydığı aşk virüsü sonucunda “Kimler aşk mektubu alır” sorusuna cevaben ortaya çıkmış. Önsözünde “ortak özellikleri, bazı gerçek olaylardan esinlenmiş olsa da, hepsinin kurmaca eserler olması” şeklinde açıklanmış. Leonard Cohen’den Etgar Keret’e, Margaret Atwood’dan Neil Gaiman’a birçok isim katkıda bulunmuş. Mektuplardan bazıları komik, kimisi hüzünlü, bazıları çok sıcak ya da trajikomik. Kitabın kapağı ise çok başarılı.

Jonathan Lethem’den...

Sevgili D(ünya),
Sana, vazgeçmeni söylemek için yazıyorum. Belki sen kendini kaybederken kazananlardan gibi görüyorsundur; sırtüstü yatıp yumuşak karnını bana açıyor, seni okşamama, gıdıklamama, orana burana bakıp sana gülmeme izin veriyorsundur. Daha mı kuvvetli tekrarlamalıyım ? VAZGEÇ. Hiç şansın yok. Direnmek nafiledir, nafilelik dirençlidir, çekingenlik cilvelidir, bırakmak özgürlüktür. Seni seviyorum ve senden her bakımdan üstünüm.

…Niye seni istediğimi bilmiyorum bile ve düşünmeme fırsat vermesen iyi edersin.

...Vazgeç, vazgeçtin zaten, benimsin artık.

Sevgilerimle.
M(ars)



Juli Zeh’ten...

Tanışmış olsaydık, mutlu olabilirdik. Tanışmadığımız gün çok güzeldi. Bardaktan boşanırcasına yağmur inmiş, gökyüzüyle yeryüzünü birleştiren bir köprü olmuştu. Sen bir kafeye sığındın, ben de ısınmak için bir pencere kenarındaydım. Rom ve kurabiye mevsimiydi. Masadaki mumun eriyiğini bardaklarımıza dökerek falcılık yapmaya çalıştık. Kaderimiz, bir bardak sodanın üzerinde yüzen kırmızı balmumu taneciklerinde gizliydi. Salonu bir kadın geçti baştanbaşa, küçük adımlarla. Ağzına kadar dolu bir fincanı iki eliyle tutuyordu. Çok güzeldi.


AJANDA Şubat sayısı yazımdan alıntıdır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder