5 Mayıs 2010 Çarşamba

İçimdeki Timsah - Ali Poyrazoğlu

Ali Poyrazoğlu'na ait okuduğum -şimdilik- ilk (ve tek) kitap. Genelde roman seven biri olarak "anlatı" türündeki kitaplarla aram çok iyi değildir. Ama bu kitabı sevdiğimi söyleyebilirim. Seminerde izlediğim/dinlediğim anlatım tarzı kitabında da mevcut. Sanki karşılıklı sohbet ediyormuşsunuz gibi anlatıyor Ali Poyrazoğlu. Anlattığı şeyleri gözünüzde canlandırıyorsunuz. Bir an Bodrum Torba Köyü'nde Torba Sanat Kulübü'nün önündeki iskelede sağ tarafta zeytinağacının altında kurduğu masadaymış gibi...

Yazarın, Bir Sen Kaldın Yalnızlık Gelince ve Ödünç Yaşamlar isimli kitaplarını da sipariş etmiştim ancak stoklarda kalmamış. Kitapçılarda bulabilmeyi umuyorum.

Kitapta en sevdiğim bölüm "İstanbul Hatırası"ydı. Ancak 8 sayfalık (keyif alınması için tamamının okunması gerektiğine inandığım ayrıca kitaba ve emeğe saygısızlık olmaması açısından) bu bölümünden alıntı yapmıyorum.

Kitaptan ;

" Kendinizle barışık mısınız efendim ? Siz'le aranız nasıl ? Kendinize mektup yazıyor musunuz ? Arada bir çiçek gönderiyor musunuz kendinize ? Çiçek geliyor, üstünde bir kart, "Seni çok seviyorum, yanaklarından öperim. İmza: Ben."
...Her sabah, aynada yüzleriyle karşı karşıya kaldıklarında, "doğrularınla ve yanlışlarınla, günahlarınla ve sevaplarınla merhaba sana" diyenler daha mutlu oluyorlar."

" Sizlerle biz, suç ortağıyız. Her sanat olayında işlenmemiş bir suçun ortaklığı gizlidir. Sizle biz bir araya gelince tiyatro dediğimiz insanı kurcalayan, sevgiyle kucaklayan kıvılcım çıkıyor. Yani efendim uzun sözün telgrafı, bizler meslektaşız. İyi bir tiyatro seyircisi de tiyatrocudur. Benim meslektaşımdır. Giden, okuyan, izleyen, parasını ayıran, izledikleri üstüne fikir üreten, çağdaş, uygar yaşama gönül vermiş insanlar benim meslektaşımdır. İzlediklerini başkalarıyla paylaşan, onların da tiyatroya gitmesini sağlayan sevgili tiyatroseverler benim meslektaşlarım, onlarla birlikte gerçekleştiriyoruz tiyatro denen mucizeyi.

Yıllardır hep sizler bizleri alkışladınız, şimdi de ben sizleri alkışlıyorum sevgili meslektaşlarım. Yaşam boyu birlikte eğlenip, insana ayna tutup, o aynada kendini arama sevincimizin, şenliğinin devam etmesi dileklerimle..."

3 Mayıs 2010 Pazartesi

"7" Şekspir Müzikali



Shakespesare'in oyunlarından derlenmiş bir müzikal. Okuduğum kadarıyla çeviriler Haluk Bilginer'e ait. Oyun, erkeğin hayatına ait 7 dönemin anlatıldığı, eğlence ve dramın iç içe olduğu, muhteşem bir orkestra ve eğlenceli dört soykarı ile -kendisine şahsen bayıldığım- Haluk Bilginer'in muhteşem performanslarının yer aldığı, mutlaka izlenesi bir oyun.

Her tiyatro izleyicisinin Haluk Bilginer'i sahnede görmesi gerektiğine inanıyorum. Benim için -maalesef- bir ilkti. "Bugune kadar neler kaçırdım kimbilir" diye düşünmemek elde değil. Ayrıca oyunda performanslarına hayran kaldığım soykarılar ; Evrim Alasya, Selen Öztürk, Zeynep Alkaya ve Tuğçe Karaoğlan gerçekten çok başarılıydı. (Ayrıca çok şanslı olduklarını düşünüyor ve sanırım kıskanıyorum. Haluk Bilginer gibi bir oyuncu ile hem de bu kadar başarılı bir oyunda yer almak kıskanılası gerçekten. Gerçi bunu fazlasıyla hakediyorlar o ayrı tabi.) Orkestra, müzikal başarının yanı sıra oyuna olan eğlenceli katkılarından dolayı da alkışı fazlasıyla haketti :)

Ek olarak, oyunda kullanılan aksesuarlar da çok iyiydi.

"Bütün dünya bir sahnedir ve kadın erkek herkes birer oyuncu..."

Kişisel Not: Keşke izleyeceğimiz oyunu seçebildiğimiz gibi birlikte oyun izleyeceğimiz seyirciyi de seçme imkanımız olsaydı ! Haluk Bilginer gibi bir usta sahnede açılışı yapmış kimsede tık yok. Ardından 7 dönem başladı. Birkaçında zorlama bir alkış hali. Bir dönemde ise hiç alkış yok. Oyun biter alkışlar başlar. Oyuncuların selamlaması bitmek üzere. Herkes oturduğu yerden alkışlıyor, ayağa kalkan yok ! (Bence ayakta alkışı fazlasıyla hakeden bir oyundu.) Hiç sevmedim 1 mayıs cumartesi seyircisini ! Ben her oyunda Kabare, Meraklısı İçin Öyle Bir Hikaye, Tarla Kuşuydu Juliet'te ya da Kafes'te karşılaştığım o coşkulu seyirciyi istiyorum :)