17 Kasım 2010 Çarşamba

Martin Eden - Jack London

Hayatını gemilerde çalışarak kazanan genç ve yoksul Martin bir gün tesadüf eseri Arthur isimli zengin delikanlıyı bir kavgada savunur. Arthur bu iyiliğe karşılık Martin'i evlerinde yemeğe davet eder. Martin, eve girdiği andan itibaren iki şeyden çok etkilenir; birincisi Arthur'un kızkardeşi Ruth diğeri ise kitaplar...

Martin, içinde bulunduğu sınıf ve yaşam kalitesi ile Ruth'u kendisine aşık edemeyeceğini ve ona ulaşmanın yolunun yaşam seviyesini farklılaştırmakla mümkün olacağını düşünür. Bunu gerçekleştirmek için gece gündüz çalışır, sürekli okur. Gündüzleri yaşamını devam ettirebileceği geçici işlerde para kazanarak, geceleri ise 5 saat uyuyup çoğunlukla okuyarak kendini geliştirmeye çalışır. Aynı zamanda da edebiyat öğrencisi olan Ruth'tan ders alır. Artık tek bir amacı vardır; aşık olduğu kadına ve onun bulunduğu sosyal çevreye erişebilmek. Bunun için seçtiği yol ise "yazmak" olur. Martin, içindeki yazma isteğiyle sürekli üretir. Yazdıklarından kazanç sağlayabilmek için sürekli dergilere yazılarını gönderir ancak çok uzun süre red mektupları dışında cevap alamaz. Ruth dahil çevresindeki herkes bunun geçici ve boş bir hayal olduğunu dile getirir ancak Martin tüm bu sözlere kulak tıkar. Çünkü kendisine ve yazdıklarına güvenmektedir.

“O zamana kadar, çevresini saran ve birlikte yaşadığı her şey gibi, varoluşu iyi bir şey olarak kabul etmişti. Kitap okuduğu zamanlar dışında onu hiç sorgulamamıştı; ama o zamanlar bunlar sadece kitaptı, daha iyi ve imkansız bir dünyanın peri masallarıydılar. Ama şimdi o dünyayı gerçek ve mümkün olarak görmüştü, tam ortasında da Ruth adından çiçek gibi bir kadın vardı; o zamandan beri acıları, acı kadar keskin özlemleri ve umutla beslendiği için hayal kırıklığına uğratan umutsuzluğu tanıması gerekiyordu.”

Hırsı, sürekli okuması, zekası sayesinde varlığını, özenmiş olduğu zenginlerin yaşam tarzına onlarla sohbet edebilme seviyesine taşımış ve Ruth ile yakınlaşmış olsa da maddi olarak hala amacına ulaşamamıştır. Martin, Ruth’tan iki yıl sabretmesini ister. Bu süre içerisinde yazarlığını kabul ettirebileceğine ve gerekenden fazlasını kazanıp amaçlarına ulaşabileceğine inanmaktadır. Ruth ise Martin’in bu boş hevesten vazgeçmesinin ve babasının yanında memurluğa başlamasının faydalı olacağını düşünmektedir.

Martin Eden, okuduklarım arasında beni en fazla etkileyen Jack London kitabı oldu. Kitabı uzun süre önce fuardan almıştım ancak sürekli başka kitaplar araya girdiği için okumayı –farkında olmadan- ertelemiştim. İtiraf etmek gerekirse, kitabı okuma konusunda bu kadar geç kalışıma üzüldüm.

İnsanın “kitaplar ve yazmak” ile olan ilişkisini ve kahramanının kişisel mücadelesini, tutkusunu, hayallerine ulaşma hırsını gerçekten başarılı anlatımı ve finali ile mutlaka okunmayı hak eden klasiklerden.

AJANDA Temmuz sayısı yazımdan alıntıdır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder