19 Kasım 2010 Cuma

Fahrenheit 451 - Ray Bradbury

Fahrenheit 451, kitap okumanın ve bulundurmanın yasaklandığı bir dünyayı ve görevi kitapları yakmak olan itfaiyeci Guy Montag’ı anlatmakta. Montag, yaptığı işten memnun, yaşamını sorgulama gereksinimi olmayan, işi dahil hiçbir “neden”i düşünmeyen biri. Aslında yaşadığı dünyadaki diğer insanlar ile tamamen aynı kayıtsızlığa sahipken tesadüf eseri karşılaştığı 17 yaşındaki Clarisse ve profesör Faber ile geçirdiği kısa süreli zamanda düşünmeye ve sorgulamaya başlar. Tüm yaşamını, yaptığı işi, arkadaşlarını ve en önemlisi de kitapları düşünmeye başlar. Ve bu değişimle birlikte hayatının değişmesi de kaçınılmaz hale gelir.

Fahrenheit 451, aslında İtfaiyeci isimli kısa öyküden yaratılan bir kitap. İtfaiyeci’nin Fahrenheit 451’e dönüşüm hikayesi gerçekten ilgi çekici. Yazar, bu anısını kitabın önsözünde paylaşmış. Kitabın yazılmasına neden olan öykü, hemen hemen tüm dergiler tarafından reddedilir. Sonunda, Galaxy Magazine tarafından yayınlanır. Ardından 1953’te Ian Ballantine, yazara ilk 25000 kelimeye 25000 kelime daha eklenecek olursa iyi bir roman olacağını söyler. Ray, bu öneriyi dikkate alır ve yaklaşık 10 $ ödediği kiralık daktilosuyla Fahrenheit 451’i romana dönüştürür. Ancak bölümlerini basacak bir dergi bulamaz. Uzun süre sonra Chicagolu bir editör, 450 USD karşılığında, henüz yeni çıkarttığı dergisinin 2, 3 ve 4. sayılarında yayınlamak üzere kitabı satın alır. Bu adam Hugh Henfer, dergi ise 1953/54 kışında çıkan ve dünyayı sarsan Playboy dergisidir. Kitabın ülkemizde ilk basımı ise 1971’de olmuş.

Montag’ı, ilk olarak Truffaut’ın 1966 yapımı olan Fahrenheit 451 isimli filmi ile tanımıştım. Yönetmenlerin her filmini izlemeye çalıştığım bir dönemde ve kendisi ile ilgili pek fikrim olmadan aldığım bir filmdi. İzledikten sonra -tabir yerinde ise- neye uğradığımı şaşırdım. Sanki film değil de gelecekten gerçek sahneler izlemiş gibiydim. Beni etkilemeyi fazlasıyla başarmış ve başucu filmlerinden biri olmuştu. Yaptığım kısa bir araştırma ile filmin aynı isimli bir romandan uyarlandığını öğrendim. Tabi hemen kitabı aramaya başladım ve uzun süren çabalarımın sonucunda kitaba ulaşabildim.

Kitabı birkaç saat içerisinde okudum. Kitaplığımdaki yerine koymak için rafın önüne geldiğimde eğer gerçekte böyle bir durum olsaydı ne kadar “korkunç” olabileceği geldi aklıma. Kitapsız bir hayat ! Kitapların yasak olduğu, yakıldığı, okumanın suç sayıldığı bir dünya. Bir avuç insanın kitapları geleceğe aktarma çabası...

Ve aklıma Montag’ın başarılı bir kitap yakıcı iken yaşadığı düşünce değişimi ve sözleri geldi;

“Kitaplar, omuzlarına, kollarına ve yukarı kaldırdığı yüzüne sağanak halinde düşüyordu. Kitaplardan biri, beyaz bir güvercin gibi, uysal kanatlarını çırparak eline kondu. Solgun, titrek ışıkta, bir sayfası açıldı, kar beyaz bir tüy gibiydi, sözcükler ince ince yazılmıştı. Tüm bu telaş ve heyecan içinde, Montag sadece bir an, bir satır okuyabilmişti. Fakat, kızgın demirle damgalanmış gibi bu satır zihninde şakıyıp durdu. ‘ Öğleden sonra güneşinde zaman uykuya dalmıştı.’ O kitabı bıraktı. Hemen diğer bir kitap ellerine düştü.”

* * *

"İlk kez anladım ki bütün kitapların arkasında bir insan vardı. Her birini bir insan düşünüp yaratmıştı. Bir insan onları kağıda dökmek için günlerini veriyordu. Ben bunları düşünmeyi bile daha önce asla düşünmemiştim."

Kitap bir bütün olarak mükemmel olsa da en sevdiğim kısmı finalidir. Ve Montag’a söylemek istediğim; Merhaba, Ben “ Kürk Mantolu Madonna”.

AJANDA Ağustos sayısı yazımdan alıntıdır.

2 yorum:

  1. Kürk Mantolu Madonna,

    Filmi az önce izledim. Tavsiyen için çok teşekkürler. Gerçekten çok etkileyici bir film. Yüzbaşının kitaplarla ilgili yorumları, Montag'ın kitapların dünyasını keşfedişi, kitap-insanlar... En kısa zamanda kitabı da alıp okuyacağım!

    YanıtlaSil
  2. Ben de önce filmi izlemiş ve çok etkilenmiştim. Kitabı da şiddetle tavsiye ediyorum :)

    YanıtlaSil