17 Kasım 2010 Çarşamba

Çavdar Tarlasında Çocuklar - J.D.Salinger

Salinger, kitaplarının yayımlanması ile ilgili kesin kuralları olan, kendi iç dünyasında yaşayan hatta rivayete göre fotoğraf çektirmekten bile kaçınan bir yazar. Çavdar Tarlasında Çocuklar’ın tanınması ve ilgi görmesi ile birlikte inzivaya çekilir ve yaklaşık 50 yıl bunu sürdürür. Hatta anılarını paylaştığı için sevgilisini ve kızını da tamamen hayatından çıkartır. Bazılarına göre kitabın kahramanı bizzat yazarın kendisi. Özellikle kitapta yer alan şu paragrafın bu sözü desteklediği düşünülebilir. “ Ortalık oldukça sessizdi, çünkü bizim Ernie piyano çalıyordu. Herifin piyanoya oturması bile, Tanrı aşkına, kutsal bir şeydi sanki. Yani, hiç kimse onun kadar iyi çalamazdı. Piyanonun önünde kocaman lanet bir ayna vardı, Ernie’nin suratına da iri bir spot lamba çevirmişlerdi, böylece o piyano çalarken suratını seyredebiliyordunuz, parmaklarını değil ama; o kocaman moruk suratını yalnızca. Yemin ederim, ben bir piyanist ya da aktör filan olsaydım ve bu sersemler de benim olağanüstü biri olduğumu düşünselerdi, bu durumdan nefret ederdim. Beni alkışlamalarını bile istemezdim. Ben piyanist olsaydım, gider bir kenefe kapanır, öyle çalardım.”

(Anti)kahramanımız Holden Caulfield, filmlerden nefret eden, dört okul değiştirmiş, en son okuduğu Pencey’den ise beş dersin dördünden kaldığı ve haylazlıkları nedeniyle atılmış olan aynı zamanda sürekli yalan söyleyen, ergenlik çağının getirdiği bunalımı sonuna kadar hisseden ve hissettiren bir karakter. Kitap, bu genç adamın hastanede yattığı dönemde geriye dönük olarak anlattığı, Pencey’den atıldığı dönemden Noel’e kadar olan birkaç günde yaşadıklarını sunuyor. Yani belirli bir olay örgüsünden ziyade Holden’ın düşüncelerinden oluşuyor.

Kitap , Holden’ın şu cümlesi ile başlıyor. “Anlatacaklarımı gerçekten dinleyecekseniz, herhalde önce nerede doğduğumu, rezil çocukluğumun nasıl geçtiğini, ben doğmadan önce annemle babamın nasıl tanıştıklarını, tüm o David Copperfield zırvalıklarını filan da bilmek istersiniz, ama ben pek anlatmak istemiyorum. Her şeyden önce, ben bu zırvalıklardan sıkılıyorum.”

Holden, belki de ergenlik çağının getirdiklerini sonuna kadar yaşayan ve karşılaştığı her durumu ya da kişiyi önce olumsuz yönleri ile değerlendiren biri. Kitapta sürekli bir olumsuz eleştri ve şikayet havası hakim. Ancak tüm bu olumsuzluklara rağmen Phoebe ile olan abi-kardeş ilişkisi ise mükemmel. Holden, belki de yalnızca küçük kız kardeşi Phoebe’ye güveniyor.

Holden’ın kendisi ile ilgili düşünceleri ya da kişisel tespitleri ile ilgili kitaptan birkaç paragraf ;

...eskiden onu pek akıllı sanırdım, o aptallığımla tabii. Öyle sanmamın nedeni; tiyatro, edebiyat ve bütün bu zırvalıklar üzerine çok şey bilmesiydi. Birisi bu konularda pek çok şey biliyorsa, onun aptal olup olmadığını anlayabilmeniz epey zaman alıyor. Sally'nin ne olduğunu anlamam için yıllar geçmesi gerekti.

...bir kitabı okuyup bitirdiğimizde, bu kitabın yazarı keşke çok yakın bir arkadaşım olsaydı ve onu her istediğimde arayıp konuşabilseydim diyorsanız, bence o kitap iyi bir kitaptır.

...sakın kimseye bir şey anlatmayın. Herkesi özlemeye başlıyorsunuz sonra !
Hayatta karşılaşabileceğiniz en felaket yalancı benimdir herhalde.Rezalet bir şey. Yani, bir dergi almak için gazeteciye gidiyorken bile, biri bana rastlayıp nereye gittiğimi sorsa, gözümü kırpmadan operaya gittiğimi söylerim.


Salinger, gerek kuralları gerekse karakterleri ile mutlaka okunması gereken bir yazar. Ülkemizde yayımlanan 4 kitabı bulunmakta. Kitapların tamamını okuduğumuz taktirde belki de onu anlamak daha mümkün olacaktır.

AJANDA Haziran sayısı yazımdan alıntıdır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder