28 Eylül 2010 Salı

Polisiye Kitaplar

Kara İstanbul

Yakın bir tarihe kadar polisiye / gerilim türüne önyargılı bir kitapseverdim. Aslında önyargıdan ziyade bilerek ve isteyerek "uzak durmak" demek daha uygun sanırım. Sonra tesadüfler sebepleri, sebepler istekleri getirdi ve bu aralar vazgeçilmezim polisiye/gerilim oldu. Arka arkaya polisiye kitaplar okuyup Dexter izliyorum. Sanırım bir zamanlar "burun kıvırdığım" bu tür benden intikam alıyor ! Evet !

Ahmet Ümit'in yazdığı "İstanbul Hatırası" İstanbul delisi olan beni bu yola sürükledi. İyi ki de öyle oldu. Bu alanda eksiğimi kapatmak için Ahmet Ümit ve Agatha Christie kitapları aslında yeterdi bana ama bazen tesadüfen farklı kitaplar da keşfedebiliyorum. Blogların bunda etkisi çok büyük tabi. Yine bir blog aracılığı ile adını duyduğum bir kitap "KARA İSTANBUL". Okuduğum bir blogda görmüştüm ve ilgimi çektiği için almıştım. (Blog ismini not etmiştim ama bulamadım bir türlü. Teşekkürü borç bilirim kendisine.)

Kara İstanbul, öncelikle kapağına bayıldığım kitaplardan biri. Bence çok başarılı. 16 farklı yazarın İstanbul'un farklı semtlerinde yaşanan polisiye/gerilim öykülerinin anlatıldığı bir kitap. ( Şimdi farkettim de sadece "polisiye" değil "öykü" de intikam alıyor benden. Evet evet. Ben öykü de sevmezdim eskiden! ) Dört bölümden oluşan bir kitap. İlk bölümün adı "Şehvet ve İntikam". Öyküler, Büyükada, Bebek, Sirkeci ve Altunizade'de geçiyor. İkinci bölüm "Sınırları Zorlamak, Haddini Aşmak". Öyküler, Rumelihisarı, Fatih, Şaşkınbakkal ve Tepebaşı'ndan. Üçüncü bölümün adı "Karanlık Kıyılarda, Kuytu Köşelerde". Bu kez öyküler Sağmalcılar, Aksaray, Fikirtepe, Fener ve Yenikapı'da geçiyor. Dördüncü bölüm ise "Acı ve İhtilaf". 4.Levent, Kurtuluş ve Moda bu bölümün semtleri. Aslında kitaptaki öyküler tam anlamıyla polisiye değil, gerilim de değil, herşeyden var biraz ya da en iyisi boşverin türü okuyun pişman olmazsınız.


On Küçük Zenci

Zenci Adası, o günlerde en çok konuşulan magazin haberidir. Kimin satın aldığına dair farklı haberler ve yorumlar yayılmakta ancak gerçek kimse tarafından bilinmemektedir. Geçmişinde karanlık sırları olan 10 farklı kişi adanın sahibi tarafından aldıkları mektuplarda farklı sebeplerle adaya davet edilir. Konuklar adaya ulaştıklarında bir gariplik olduğunu farkeder. Adanın sahibi Nancy Owen ortada yoktur ve adadan ayrılmak için hiçbir imkan yer almamaktadır. Yani adada mahsur kalmışlardır. Tüm konuklar odalarına yerleşir. Hepsinin odasında "On Küçük Zenci" şiiri bir kağıda yazılmış şekilde yer almaktadır. Aynı zamanda birlikte oturdukları odada 10 tane zenci biblosu vardır. Yemek için biraraya geldiklerinde birden gramafondan tanımadıkları bir ses 10 kişi ile ilgili geçmişteki sırlarını okumaya başlar. Herkes kendisiyle ilgili sırları açıklamaya başlar ve ardından ilk cınayet işlenir. Hem de herkes aynı odadayken. Ancak kimse katili farketmemiştir. Cınayetten sonra 10 zenci biblosundan birinin eksildiğini farkederler. Bunu iki ve üçüncü cınayet takip eder. Katil şiirdeki sıraya göre cınayet işlemekte ve her seferinde bir biblo azalmaktadır. Peki katil içlerinden hangisidir ?


Briç Masasında Cınayet

Bay Shaitana, genellikle kimse tarafından sevilmeyen ancak ilgi gören biridir. Evinde garip eğlenceler, partiler düzenlemeyi sevmektedir. Cınayetlere ve katillere aşırı meraklıdır. Evinde bir briç partisi düzenler. Sekiz farklı konuğu vardır. Bunlardan dördü Hercule Poirot'nun da yer aldığı bir grup diğeri ise katil olduklarından şüphelendiği dört kişidir. Bay Shaitana'nın bu daveti vermekle anlatmak istediği şeyi öğrenmek gerekecektir. Ancak davetin olduğu gece Bay Shaitana cınayete kurban gider. Acaba şüphelerinde haklı mıdır ? Poirot ve küçük gri hücreleri olayı çözümlemek için çalışmaya başlar.


Cınayet Alfabesi

ABC tren yolları tarifesine göre cınayet işleyen bir seri katil... Kendisine o kadar güvenmektedir ki cınayet işleyeceği mekanı ve tarihi önceden Hercule Poirot'ya mektupla bildirmektedir. Kurbanlarının isimlerini de alfabeye göre seçer. Ancak dördüncü cınayetinde yaptığı küçük bir hata nedeniyle yakalanır. Katil yakalansa da Poirot'un içine sinmeyen birşey vardır. Küçük gri hücrelerini çalıştırıp olayı çözümler.

4 yorum:

  1. Yazıyı keyifle okudum. Kara İstanbul'u okunacaklar listeme dahil ettim. Bir başkasının da şu aralar benim gibi polisiye romanlarına fena halde kafayı taktığını gördüğüme de sevindim.
    "Eğer okumadıysanız" şerhini düşerek şiddetli bir tavsiyede bulunmadan da geçemedim.
    Stieg Larsson'un Milenyum Üçlemesi'ne muhakkak bir göz sürün.
    Herifçioğlu hem şurup gibi bir üslupla yutarcasına okunan bir polisiyeye imza atmış, hem de cinayet romanı kılıfını kullanarak burjuvazinin kokuşmuşluğuna kılçık atıp, solculuğa selam da çakmış. Özellikle yarattığı kitabın baş kahramanı uçuk kaçık, arıza, bela kız Lisbeth karakteri muhteşem.
    Son olarak, gene "eğer okumadıysanız" vurgusu eşliğinde Petros Markaris'in polisiyelerini önermeden duramayacağım. Onlar da dehşetengiz okunasılıktadırlar.

    YanıtlaSil
  2. Glamdring, öncelikle bu moral düzeltici yorum için teşekkürler. Çok değil daha birkaç gün önce Markaris'in Balkan Blues, Alan Savunması ve Eskiden, Çok Eskiden kitaplarını alışveriş sepetime ekledim. Yine blogları karıştırırken adına rastladığım yazarlardandı. Bu kez alıp okumak şart oldu :) Larsson kitapları için ise suların durulmasını bekliyorum biraz. Sonra onlara da sıra gelecektir.

    YanıtlaSil
  3. Celil Oker romanlarını da tavsiye ederim ;)

    YanıtlaSil