14 Ekim 2018 Pazar

Günün Notları

Özlediğim seriye geri dönme zamanı! Karşınızda bu sezonun ilk notları. :)

- Her sezon ya da festival haftası için çanta hazırlamaya, kitap seçmeye, bilet peşinde koşmaya bayılıyorum. Bu fotoğraflar da minik bir seriye dönüştü sayılır.


- Bu hafta yıllık izindeydik. Tam bir kafa dinleme haftası oldu.

- Sezon açılışımızı Don Kişot balesi ile yaptık. Etkinlik sonrasında söylediğim ilk şey "zarafeti özlemişim" oldu. Çok keyifli bir gösteriydi. Fırsat bulursanız izleyin derim.


- Artık klasik haline gelen ada gezilerimizden birini yaptık. Her ne kadar Heybeliada çok sessiz ve Büyükada inadına kalabalık olsa da ada yolculuğu bile tek başına iyi hissettirmeye yetti.

- Fakat sizinle Büyükada'da kahve içmek için düzgün bir yer bulmanın zorluğu üzerine de konuşmak isterim. Geçtiğimiz yıl Dut Coffee açılınca ve kahvelerini denedikten sonra çok mutlu olmuş ve adada kahve durağımız olarak belirlemiştik ancak bu yıl gittiğimizde yerinde sıradan bir kafe vardı, maalesef mis gibi kahveleri olan bu minik yer kapanmıştı. Kaderimize boyun eğip zincir kahvecilerin yolunu tuttuk ancak ne görelim onlardan biri de kapanmış diğeri ise tadilat için ara vermiş.

- Filmekimi için üç tane filme bilet aldık ve hepsini izleme şansı bulduk. Bilet yakma konusunda efsaneye dönüşmüş bir çift olarak büyük başarı sayıyorum bunu :D

- Woman at War, Mutlu Lazarro ve Zavallı bu Filmekimi'nde izlediğimiz filmlerdi. Hepsini beğendim ancak Woman at War bir başka, detaylarını, görüntülerini ve hikayesini pek sevdim.

- Haftayı tiyatro sezonumuzun ilk oyununu izleyerek tamamladık. İkinci Dereceden İşsizlik Yanığı'nı izledik. Kişisel bir yorum olarak ben seyirci ile diyalog içinde olan oyunları sevmiyorum. Oyun izleme keyfimi bölüyor gibi hissediyorum. Bu oyunda sevmediğim kısımlar tam da seyirci ile etkileşime geçilen kısımlar. Hayatınızın bir döneminde işsiz kaldıysanız mutlaka tanıdık sahneler olacaktır sizin için de. Oyuncunun performansını ise ayrıca tebrik etmek gerek. 2 perdelik ve tek kişilik oyunda sahneyi doldurmak güç ister, altından kalkabilmişti bence.



- Bu arada en sevdiğim sahne Üsküdar Tekel Sahnesi olabilir. Çok seviyorum orada oyun izlemeyi.

- Şimdilik haberler bu kadar. Bol etkinlik ve keyif dolu bir sezon olsun!

6 Ekim 2018 Cumartesi

Toz Almaya Geldim!


Çok uzun süredir gerçekten kötü günler, haftalar, aylar geçiriyorum. Çözemediğim ve uykumu kaçıran şeyler var. Hayattan zevk almama yardımcı olan ve sevdiğim çoğu şeyden mecburen uzak kalmama sebep olan şeyler. Blog yazmak da bunlardan biri, elim gitmedi bir türlü. Kafamı toparlamak çok zordu çünkü. Bir de yazacak iyi şeyler yoktu. Ne bir kitap ne bir oyun. Sızlanmak için yazmak da içimden gelmedi. Şimdi ne değişti de buradasın derseniz maalesef pek bir şey değişmedi, sorunlar hala yerinde, çözüm görünürde bile değil ancak biraz biraz idrak etmeye başladım sanırım. Ben ne yaparsam yapayım çözülmeyecek şeyler için günlerimi bu kadar kötü geçirmeme gerek yoktu. Küçük şeylerle mutlu olmasını bilen biri olarak sadece bunu yapmaya devam edecektim. Her ne kadar o küçük şeyler lüks haline gelmiş bile olsa yapabilirdim. Bunu geç de olsa anladım. O yüzden buradayım hem bloğun hem de kafamın tozunu alabilmek adına. 

Bu hafta sevdicekle yıllık izine çıkmış olmamız da iyi gelecek biliyorum, elimizden geldiğince dolu dolu geçirmeye çalışacağız. İlerleyen günlerde uzun uzun yazabilmek dileğiyle. 

Umarım hala buralardasınızdır, yeniden merhaba.

12 Ocak 2018 Cuma

Günün Notları

Günün Notları başlıklı bir yazı yazmayı özlemişim. Önceden aklıma gelen şeyleri ajandama not alır bunu unutmayıp yazmalıyım derdim, uzun süredir yapmıyorum. Sadece aklıma geleni yazacağım. Konu konuyu açar nasıl olsa.

- 2018 olduğuna inanmakta zorlanıyorum. Saatler ve günler bu kadar sıkıntılı, zor ve tatsız geçerken yılların akıp gittiğine inanmak zor.

- 35 yaşında olduğuma inanmakta da zorluk çekiyorum. Çocukluğum daha dün gibi sanki.

- Uzun süredir özellikle maddi anlamda çok zor günler yaşıyoruz, hayatımızın her anına olumsuz etkisi büyük maalesef. Ama doğum günümde öyle güzel şımartıldım ki! İki saat için bile olsa sıkıntılardan uzaklaşmak iyi geldi. Fotoğraf o anları hatırlatsın diye.


- Geçtiğimiz yıl iki kitabın basımına küçük de olsa katkım oldu, düzeltmenliğini yaptım. Biri İstanbul'un Tarihi, Kültürü ve Yaşamı diğeri ise Mısır Otomobil Kulübü. Kitapçılarda raftan alıp baktığım ve iç kapağında ismimi gördüğüm anın tarifi yok benim için öyle büyük bir mutluluk. Daha önce tecrübem olmamasına rağmen bana inanıp teklifi sunan canım Selin'e de teşekkürü borç bilirim.





- Bu tecrübeden sonra diğer yayınevlerine de düzeltmenlik başvurusu yaptım ama henüz olumlu bir dönüş alamadım. Yine de umudum var.

- Kitap okuma hızıma kavuşmak istiyorum ancak elimde çok fazla kitap kalmadı. Dün eski yazılarımda gördüm bir zamanlar 100 - 150 kitap okunmayı bekliyormuş elimde. Hey gidi günler hey!

- Siegfried Lenz'in Almanca Dersi isimli kitabını okuyorum. 479 sayfalık bir kitabın daha başındayken tavsiye etmek mantıklı değil farkındayım ama yine de ediyorum. Yazarın tasvirlerine hayran kaldım, sanki çok lezzetli bir tatlıyı tadını çıkartarak yiyormuş gibi hissediyorum okurken.

- Vapurda çay ya da kahve eşliğinde kitap keyfi yapmaya bayıldığımı söylemiş miydim? Şu aralar tek lüksüm diyebilirim.




- Blogun temasını değiştirdik sevdicekle. Çok içime sindi, bakıp bakıp duruyorum aklıma geldikçe! 💛

- Tiyatro sezonunu hala açamadım içim buruk :(

- Şimdilik haberler bu kadar.

Kendime not: Bu kötü günler geçecek, umudunu kaybetme... Bu kötü günler geçecek umudu... Bu kötü günler geçecek... Geçecek.




31 Aralık 2017 Pazar

Özetle 2017

Yazdım ve sildim, sonra tekrar yazdım ve beğenmeyip sildim, bu döngü birkaç kez devam etti. 2017 neresinden tutsam elimde kaldı. Yine de azimliyim bulacağım güzel kısımlarını. Vardır çünkü, olmalı, tüm tatsızlığına, dertlerine rağmen nefes aldığım anlar olmalı.

Kırk dakikadır düşünüyorum, elimdekilerin kıymetini bilmiyor değilim ama çok tatsız bir yıldı, tıpkı önceki birkaç yıl gibi. Umarım bu kez değişir. Geçenlerde gördüğüm şu tweete bile sarıldım çünkü umuda her zamankinden fazla ihtiyacım var.



Sayılarla özetlersek;

- Bu yıl 92 tane kitap okudum
- Festivaldekiler dahil olmak üzere perdede 15 film izledim
- İzlediğim oyun sayısı 3, utanç verici benim için
- Konser, Opera ve Bale 5
- Sergi 2
- Düzeltmenliğini yaptığım kitap sayısı 2 (burada bol miktarda kalp var)
- Yüzlerce fincan kahve içtim
- Bu yıl da arkadaşlıklar bitirdim
- Yüzlerce kez vapura bindim
- Vapurda ya da sokakta canlı müzik yapanlara kulak verdim
- İşsiz aylar geçirdim, iş buldum
- Bulduğum her fırsatta sevgilim ve kardeşimin sevgisine tutundum
- Ayakta kaldım öyle ya da böyle, çok zorlandım ama ayakta kaldım.

Hepinize kocaman gülümsemelerinizin olacağı, masum isteklerinize kavuşacağınız bir yıl diliyorum.

2 Nisan 2017 Pazar

Mart Notları

Her ay, gelecek yazının daha umut dolu ve keyifli olmasını umarak yazıyorum ancak günler geçtikçe kötüye gidiyor her şey. Girişten anlaşılacağı üzere bu ay da pek parlak haberlerim yok. Gittiğimiz birkaç etkinlik var özellikle ayın ilk haftalarında ancak sonrası bir anlamda ev hapsi gibi. Bazen kendimi tutup olumsuzlukları yazmamaya çalışıyorum ama olmuyor. Hem burası benim günlüğüm değil mi? Hadi o zaman iyisiyle kötüsüyle ayın özetini geçelim.

- Mart ayında birkaç tane tiyatro biletimiz vardı ancak maalesef sadece bir tanesini izleyebildik, Ankara Dt'nin turne kapsamında İstanbul'da oynadığı Yeraltından Notlar. Oyunculuklar çok başarılıydı, bir yerlerde yakalama fırsatınız olursa mutlaka izleyin derim.

- Başka Çarşamba sayesinde Jim Jarmusch'un 2003 yapımı filmi Coffee and Cigarettes'i izledik sinemada. Yıllar önce izlemiş ve sevmiştim ama perdede izlemek kesinlikle çok daha keyifliydi.

- Yine Başka Sinema sayesinde festivalde kaçırdığımız It's Only the End of the World'ü izledik. Xavier Dolan'ın diğer filmlerine bayılan biri olarak bu filmi çok sevdiğimi söyleyemem.

- Kanlıca'da temiz hava, bol kitap sezonumuzu açtık. Artık ikinci evimiz haline gelen çay bahçesinde kulaklığım, kitabım ve kahvemle birlikte kısa süre sonra gelecek ve içinde sevgilinin de olduğu vapuru beklemek en büyük keyiflerimden biri. Fotoğraf da öyle bir günden kalma.

- Bu ayın uzun süredir beklenen etkinliği İstanbul Opera Orkestrası ve David Garrett konseri idi. Biletini haftalar önce almıştık. Kısa ancak keyifli bir konser oldu. Her konserde olduğu gibi telefonunu kapatmayıp sürekli sosyal medyada gezinenler, bütün konseri kayda alanlar ve durmadan konuşanlar bu konserde de rahat durmadılar. Ne desem boş!

- Süreyya Operası'nda Kahve Kantatı'nı izledik. Kesinlikle tavsiye ederim, gelecek sezon sahnelenirse kaçırmayın.

Mart ayının ilk iki haftası böyle geçti. Sonrası dediğim gibi evde, günün büyük kısmında sıkıntı ve ağlama modundaydı. Önceki aylarda hep daha keyifli bir yazı umuduyla bitirdim yazıları ama olmadı. Bu kez hiçbir şey ummuyorum.