27 Temmuz 2014 Pazar

Günün Notları

- Sevgili blog seni çok özlediğimi söyleyerek başlamak isterim notlara.

- Yazamadığım dönemde bir sürü ıvır zıvır oldu onları anlatayım. Aslında her bir etkinliği ayrı ayrı anlatmak isterdim ama detayları tam olarak anımsamıyorum o yüzden en iyisi maddeler halinde yazmak.

- Şimdilik sadece fotoğraf paylaşmayı düşündüğüm tumblr adresim http://birazsoylebirazboyle1.tumblr.com

- İBB Şehir Tiyatroları’nın yaz oyunları kapsamında Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım isimli oyunu izledim. Açıkhava olunca puanım bol oluyor o yüzden keyif alarak izledim diyebilirim ama aynı oyunu kapalı mekanda izlesem bu kadar keyifli olmayabilirdi.

- Yıllık izinde yine İstanbul’daydım ancak tadını çıkarttım diyebilirim. Özellikle Cuma, Cumartesi ve Pazar kısmı pek hoştu.

- İzindeyken çok sevdiğim bir dostumla “Kış Uykusu”nu izledik. Hem de Atlas Sineması’nda. Çok özlemişim. Filmi de çok sevdik, akıp gitti. Filmden çıktığımızda inanılmaz bir iç sıkılması yaşayıp kendimizi bir küçük büfede çay içerken bulduk. Filmi konuşmaya öyle bir dalmışız ki farkına vardığımızda 3 saat geçtiğini ve saatin 4’ü bulduğunu anladık. O an pek hoştu.

- Aynı gün, filmden önce Pera Müzesi’nde Andy Warhol ve Stephen Chambers sergilerini gezdik. Keyifliydi. Özellikle Stephen Chambers’ın Büyük Ülke isimli eseri önünde dakikalarca oturup detaylarını yakalamaya çalıştım. Çok başarılıydı. Hatta sergi sonrasında gidip aynı eserin kartpostalını aldım ama kimseye göndermem! :D


- Geçtiğimiz günlerde Başka Sinema filmlerinden Gece Planı’nı izledim. Çevreci üç insanın yaptığı bir eylem planı ve uygulamada yaptıkları bir hata nedeniyle yaşadıklarını anlatıyor. Filmi tamamlamadan çıkan çok insan oldu sinemada, ancak bence kesinlikle izlemeye değer.


- Yıllık izinde olduğum hafta hem kendim hem de kardeşimle ilgili sağlık sorunları nedeniyle hastanedeydik. Alınan sonuçlar iyi olunca kendimizi gezmeye verdik. Fotoğraflarda görünen kahvaltı ve kahve kendimizi ödüllendirme şeklimiz.



- Neil Young konseri de keyifle katıldığımız etkinliklerden biri oldu. Öncesinde BEA ve Midlake konserleri vardı o nedenle festival gibi bir gündü.

- Stefan Zweig’ın Satranç isimli kitabını okudum. Etkisi hala geçmedi. Bu kitabı okuyan biriyle konuşmam şart.

- Bu aralar günün en güzel saatleri, işten eve döndüğümde, kardeşimle kitaplarımızı alıp, klasik müzik eşliğinde kitaplardaki dünyalarda gezindiğimiz saatler sanırım. Günün bütün sıkıntısını alıyor.

- Geçtiğimiz günlerde bilgisayarım bozulup, üstüne bir de küçük bir kaza atlatınca yenisini almak zorunda kaldım. Bir küçük değişiklik bir sürü değişikliği getirdi beraberinde. Artık kitaplığım da çok daha büyük ve düzenli. Bakmaya doyamıyorum.

- Bu arada Pera Müzesi’nin yeni sergisi “Duvarların Dili” 13 Ağustos – 5 Ekim 2014 tarihleri arasında gezilebilir.

- Pera Müzesi dedik aklıma geldi, sergi için gittiğimde koleksiyonları içinde bulunan iki resmin önünden ayrılamadım dakikalarca. Biri tahmin edeceğiniz gibi Kaplumbağa Terbiyecisi diğeri ise Atina Akropolisi ve Olympiya Zeus Tapınağı. Görünüz efendim siz de.



- Bu arada elbette tiyatroyu özledim ve etkinlik açığını kapatmasa da yaz konserleri ile avunuyorum. Ağustos’ta Beirut, Portishead ve 2Cellos konserleri için biletlerimizi aldık. Gidecek olanınız var mı bu konserlerden birine?

- Levent Cantek’in yazdığı ve çizimlerini Berat Pekmezci’nin yaptığı Emanet Şehir’i aldım, kitap kapağı ile aşk yaşıyorum.

- Bu aralar her gün bir film izliyoruz evde, geçtiğimiz günlerde sevdiğim bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine About Time isimli filmi izledim. Keyifli bir film ancak bunun ötesinde insanı kendi hayatı ve geçmişi üzerine düşündüren hatta vurucu etkileri ortaya çıkarabilen bir film. Tüm bunları ise romantik komedi olmasına rağmen hissettirmiş olması gibi bir gerçek var. Belki de benim geçmişi hatırlama zamanım gelmişti, bilemiyorum.

- Fazla geveze bir Günün Notları oldu sanki, buraya kadar okuyan varsa gözlerine sağlık der ve kendisine Minör Empire’dan Bülbülüm Altın Kafeste’yi armağan ederim. Bu arada grup 8 Kasım’da İstanbul’da bir konser verecek, tavsiye ederim.

- Gelecek Günün Notları’na kadar kendinize iyi bakınız efendim, sevgiler.

21 Haziran 2014 Cumartesi

Hürrem Sultan


Esasında hepimizin az ya da çok bildiği bir konu. Tarih kitapları, romanlar, diziler ya da oyunlarla çoğumuza ulaşmıştır Hürrem Sultan’ın hikayesi. İDOB tarafından sahnelenen bale temsilini merak etmekteydim ve Mayıs itibariyle merakımı giderebildim.

İlk perdede saray hayatının ve genel olarak dönemin anlatıldığı, ikinci perdede ise saray entrikalarının ağırlıkta olduğu bir gösteriydi. Müzik, orkestra ve dansçılar muhteşemdi. Yeni sezon olursa ve gösterim devam ederse izleyiniz efendim, pişman olmazsınız.

7 Haziran 2014 Cumartesi

Pilli Bebek



Pilli Bebek, pek çok insanın Behzat Ç. ile sevdiği gruplardan. Kendilerini öncesinde de dinleyen biri olsam da benim için de konserlerine gitme isteği uyandıran diziyle şarkılarının uyumu diyebilirim. İstanbul’a geleceklerini öğrendiğimizde mekanda daha önce konser izlememiş olmamıza rağmen, çok düşünmeden aldık biletleri. Pilli Bebek, Behzat Ç. ve Bomonti seven dört kişi olarak konsere hazırdık.

Ben bazı grupların ya da şarkıların dinlenmesi gereken mevsimler olduğuna inananlardanım. Genelde komik karşılanan bir düşünce farkındayım. Ancak benim için Pilli Bebek yağmurlu günlerin şarkılarını yapan bir grup. Konser günü sanırım benim gibi düşünen biri ya da birileri daha vardı, Mayıs’ın ortasında öyle soğuk ve yağmurlu bir gün olması düşünceme olan inancımı kuvvetlendiriyor!

Pilli Bebek konserleri ile ilgili yapılan yorum genelde kısa olduğu yönündeydi ancak belli ki o gün bu yorumu yalancı çıkartmaya karar vermişlerdi! Sevdiğimiz bütün şarkılar söylendi, biz de eşlik ettik, bol bol Bomonti içildi, Behzat Ç. ve ekibi anıldı. Kısacası güzel bir geceydi.

Eğer siz de Pilli Bebek şarkıları seven ya da Behzat Ç. dizisini özleyenlerdenseniz mutlaka bir konserini yakalayın.

Keyifli seyirler.

7 Mayıs 2014 Çarşamba

Biraz Tiyatro ve Konser


Yaşamak Denen Bu Zahmetli İş

Yona ve Leviva uzun süredir evli, çocukları evden ayrıldıktan sonra yalnızlaşmış çiftlerdendir. Yona, uykusuz bir gece yanında yatan kadına bakar ve aslında onu sevmediğini, yaşadığı hayatın sıkıcılığını fark eder ve bavulunu hazırlamaya başlar. Her ne kadar geç kalmış gibi görünse de kendisini bunaltan şeylerden kurtulmaya karar verir. Ancak bavulunu hazırlarken bile derdi Leviva’dır. Gitmek üzere olduğunu karısının da görmesi için elinden gelenir yapar. Tatlı bir rüyanın ortasında, zorla uyandırılan Leviva ve gitmek için hazırlanan Yona için uzun ve sıkıntı dolu bir gece başlar. Hikayenin bir bölümüne arkadaşları Gunkel de dahil olur. Yona gitmeye çalışır, Leviva ise durdurmaya. Acaba hangisi başarılı olacaktır?
Oyun metni insanın yüreğini titretmiyor belki ama öyle güzel oyuncular var ki ne yapsalar yakışıyor. Hem böyle değerli üç tiyatro insanının bir arada olması bulunması zor bir nimet. Sırf bu nedenle bile şans vermeli bence.

Hamlet

Birkaç kez izlediğim oyunlardan biridir Hamlet. Genel olarak eseri sevdiğimden belki de her yorumunu da sevmişimdir, ne kadar farklı olsalar da. Bu kez DT tarafından sahnelenen ve Bülent Emin Yarar’ın tek başına karakterlerin tamamını canlandırdığı yorumu izledim. Öncelikle derinlemesine bir Hamlet yorumu olamayacağı konusunda baştan anlaşalım. Ne de olsa tek kişilik bir oyun bu. Kitaptaki gibi bir derinlik beklemek pek doğru olmaz sanırım. Ancak oyunculuk adına söylenecek çok şey yok. Karakter geçişleri kusursuzdu. İlk kez Hamlet izlemek için doğru bir tercih olmasa da eseri daha önce okumuş ya da izlemiş olanların mutlaka şans vermesi gerek.


Arturo Ui’nin Önlenebilir Tırmanışı

Hitler döneminde yaşayan bir gangster ve çevresindeki insanların çıkar için yaptıklarını gözler önüne seren, güçsüzün ezildiği güçlünün ise yolunu bulduğu Brecht oyunu. Tiyatroadam tarafından başarıyla sahnelenmiş, bu nedenle izlemeli. Sahnede inanılmaz uyumlu bir ekip var. Açıkçası Afife Tiyatro Ödülleri gecesinde yaptıkları konuşma olmasaydı oyunu izlemeyi ertelemeye devam ederdim. Ancak ödül konuşması esnasındaki tavırları dikkatimi çekmeyi başardı ve ilk fırsatta izledim, pişman değilim.


Katil Joe

Engin Hepileri ve Mehmet Birkiye, Kenter Tiyatrosu aracılığı ile tanıyıp sevdiğim oyunculardandır. Her ne kadar konusu ilgimi çekmese de oyuncularını sahnede görmek için gittiğim oyunlardan biri oldu Katil Joe.

Parasını işin sonunda ödemek üzere anlaşılan bir katil ile ödeme yapamadıkları için ona bir rehine vermek zorunda kalan, alkol, uyuşturucu, kötü ilişkiler ve televizyon bağımlılığının üst düzeyde yaşandığı bir ev, gerçek anlamda aile olmayı başaramamış bir aile anlatılıyor oyunda.

Sadece sözlük yorumlarını okudum gitmeden önce, orada da yorumlar ikiye ayrılmış durumda. Ya çok sevilmiş ya da nefret edilmiş. Bence kendiniz izleyin ve görün. Oyun ilginizi çekmese dahi böyle iyi oyuncuları sahnede izleme şansı bile tek başına yeterli bir sebep bence.

Giovanna d'Arco

Ülkesi Fransa için İngilizler ile savaşan ve azize ilan edilen Jan Dark'ın hayatının anlatıldığı Verdi operası. Bu sezon İstanbul Devlet Opera ve Balesi tarafından konser olarak sahnelenen ve Süreyya Operası'nda izleme fırsatı bulduğumuz muhteşem eser. Eğer DOB için gelecek sezon olursa ve bu eser tekrarlanırsa mutlaka zaman ayırınız efendim, pişman olmazsınız!

20 Nisan 2014 Pazar

Birsen Tezer


Sesini ilk ne zaman duyduğumu hatırlamıyorum. Ancak iyi bildiğim bir şey varsa o da bir daha dinlemekten vazgeçemediğimdir. Konserlerinin genelde iş günlerinde olması ve benim vardiyalı çalışıyor olmam nedeniyle gidememiştim ancak 5 Nisan tarihinde o güzel sesi yakından dinleme fırsatı buldum.

Salon İKSV’de dinleme fırsatı bulduğum ve müzikten sarhoş olmadan ayrıldığım bir konser olmadı. Birsen Tezer konseri de buna dahil elbette. Yaklaşık 2 saat boyunca çok sevdiğim şarkılarını seslendirdi. Konser takvimini kovalamak yorucu olsa da sonuç buna değdi, hem de fazlasıyla.

16 Nisan 2014 Çarşamba

Giulio Cesare

Bugüne kadar izlediğim operalarda aşk ve komedi ön plandaydı. Ancak Giulio Cesare dram ve intikam planı çevresinde gezinen bir opera. Bu nedenle diğerlerine kıyasla temposu düşük.

Zafer kazanan Cesare, onu tuzağına düşürmek isteyen ancak Cesare’a aşık olan Cleopatra, babasının intikamını almayan çalışan Sesto ve annesi Cornelia. Hikayeyinin devamını öğrenebilmek için izlemenizi tavsiye ederim. Başta temposu düşük dediğime aldanıp sıkıcı sanmayın. Operayı “eğlencelik” benzeri bir tanımla izlemiyorsanız sıkılmayacağınız kesin. Ancak ikinci perdede salonun yarısının ortada görünmediğini de ekleyeyim.

12 Nisan 2014 Cumartesi

Bir Delinin Hatıra Defteri

Yaklaşık 5 yıl önce İstanbul turnesine gelmişti oyun. Ben de fırsat bulup izlemiştim. Sonuç büyüleyiciydi benim için. Çünkü karşımda rol yapan değil karakterini yaşayan bir adam vardı. O adam vinç üzerinde deliliğe yaklaştıkça gerilimi içimizde hissettik. Aradan geçen yıllar içinde Erdal Beşikçioğlu hepimizin amiri oldu, oyun bu süre boyunca hiç turneye gelmedi İstanbul’a. Uzun aradan sonra yeni bir turne haberi aldık, ancak izlemek isteyenleri kötü bir sürpriz bekliyordu, biletler neredeyse çıkmadan tükeniyordu! Ancak benim için bir fırsat doğdu ve tekrar izleyebildim. İtiraf edeyim biraz korkuyordum ilk seferinde olduğu kadar etkileyici gelmemesinden. Ancak öyle muhteşem bir oyuncu ve oyun varken böyle bir seçenek yokmuş, ben bilemedim. Yine büyülenerek çıktık oyundan. Zor biliyorum ama bu oyun için çaba göstermeye fazlasıyla değer. O yüzden bir yolunu bulun ve izleyin.

27 Mart 2014 Perşembe

Günün Notları


- Niyet ettim akıl sağlığım(ız) için gündemden kaçıp sanat haberlerine sığınmaya!

- Nisan demek festival demek. Yaptınız mı bakalım İstanbul Film Festivali programınızı? Eğer yaptıysanız önerilerinize açığım, yazın lütfen!

- İmkan bulursam izlediğim filmleri de yazmaya çalışacağım burada.

- Yaz için konser haberleri de geliyor.

- One Love Festival’de Bonobo olacakmış.

- Hugh Laurie de Temmuz’da konsere geleceklerden biriydi, hatta haberi duyduğum gün resmi sitesinden de kontrol etmiştim, İstanbul konseri görünmekteydi. Ancak şu an aynı sitede İstanbul konseri görünmüyor ve sözlükte iptal olduğuna dair yorumlar var.

- Sabancı Müzesi’nde Uzak Komşu Yakın Anılar sergisi 15 Haziran’a kadar görülmeli.

- Pera Müzesi’nde ise Picasso Doğduğu Evden Gravürler ve Seramikler sergisi 20 Nisan’a kadar görülmeli.

- Pera Müzesi’nin gelecek sergilerine dair güzel iki haber var. 7 Mayıs itibariyle Andy Warhol ve Stephen Chambers sergileri olacak. Şimdiden ajandaya kaydedelim.


- Biraz da benden haberler...

- İşimle ilgili bölüm değişikliğim oldu. Fotoğraftaki çiçekler haberi kutlamak için gönderen bir arkadaşımdan. Notlar da iş arkadaşlarımdan. İşe gelip de masayı bu halde görmek iyi hissettirmedi dersem yalan olur. Bağzı insanlar iyi ki var!

- Yaptığım bir planla ilgili çok büyük bir hayal kırıklığı yaşadım geçtiğimiz günlerde, hala kendimi toplamaya çalışıyorum. Bir yandan bunun için uğraşıp diğer yandan çevreme bunu yansıtmamaya çalışmak çok zormuş bunu bir kez daha gördüm.

- Bazen 'artık her konuda hayat tecrübem var' dediğinizde bile yeni biri ekleniyormuş bunu da görmüş oldum.

- Önceki yazılardan birinde bahsettiğim kitap okuma şenliği için neredeyse her gün bir kitap bitiriyorum. Eski okuma hızıma yeniden kavuştum, bunun için pek mutluyum.

- Bir de şöyle bir şey var;

Biz kırıldık daha da kırılırız,
Kimse dokunamaz suçsuzluğumuza!

(C.Süreya)

22 Mart 2014 Cumartesi

6 Oyuncu Yönetmenini Arıyor ve Giselle


6 Oyuncu Yönetmenini Arıyor

Moda Sahnesi’nin yeni oyunu. Bir film setinde, çekimler arasında geçen ve 6 oyuncunun, filmin yönetmeni ve yıldızı ile ilgili yaptığı dedikodu olarak özetleyebiliriz sanırım.

Oyuncular muhteşem, oyun iyi ve eğlenceli ancak küfürün dozu ve kullanım şekli biraz yersiz. Bir de metnin ve karakterlerin yabancı olduğu bir oyunda Türk usülü ifade ve sözler "ait değil" hissi yaratıyor izleyen bünyelerde.

Elbette oyunu izleyenlerin çoğunun özellikle küfürlere gülmesi gerçeğini değiştirmiyor bu durum. Halbuki gülmedikleri sahnelerde çok daha ince espriler kaçtı gitti! (Türk tiyatro izleyicisinin büyük kısmı her geçen gün daha fazla sinirlendiriyor beni!)

Tekrar oyuna dönersek, izleyiniz efendim, bu adamların yaptıkları işler takip edilesi kesinlikle.

Giselle

Bu sezon en az tiyatro kadar zaman ayırmaya çalıştım opera ve baleye. Süreyya Operası ikinci evim gibi oldu artık. Kapısından içeri girdiğim anda mutluluk dolduğum bir gerçek, izleyeceğim gösteri ne olursa olsun...
Giselle, bu sezon Süreyya'da izlediğim en güzel gösteri diyebilirim rahatlıkla. Koreografi, sanatçıların performansı, dekor ve müzik enfesti. Hiç bale izlemeyen iki arkadaşımla gittim ve ikisi de hayran kaldı. Eğer bale izlemek isteyen ve sıkılacağına dair ön yargısı olanlar varsa Giselle iyi bir başlangıç olacaktır.

Keyifli seyirler.

16 Mart 2014 Pazar

Bahar Okuma Şenliği


Sevgili Pınar'ın bir önceki etkinliğine katılmış ancak tüm kitapları okuyamamıştım. Bu kez azimliyim! Hem bu defa yeni kitap almam da gerekmeyecek, tüm kategoriler için kitaplığımda karşılık bulundu.

Etkinlik detaylarına http://pinucciasbooks.blogspot.com.tr/ adresinden ulaşabilirsiniz.


Kategoriler:

1. Kategori (10 puan): Tavsiyelerine güvendiği birinin önerdiği bir kitabı okuyanlara (En az 200 sayfa).

Yüz Karası - Jonathan Holt (360 sayfa)


2. Kategori (15 puan): Bir şiir kitabı okuyanlara (Sayfa sınırlaması yok).

Bütün Şiirleri - Nazım Hikmet (2081 sayfa)


3. Kategori (15 puan): Herhangi bir edebiyat ödülü kazanmış bir kitap okuyanlara (En az 200 sayfa).

Middlesex – Jeffrey Eugenides (640 sayfa)


4. Kategori (15 puan): Bir öykü kitabı okuyanlara (Sayfa sınırlaması yok).

Sahaf Mendel & Bir Kadının 24 Saati – Stefan Zweig (159 sayfa)


5. Kategori (20 puan): Adında bir çiçek adı olan veya "çiçek" sözcüğü geçen bir kitap okuyanlara (En az 200 sayfa).

Menekşe İstasyonu - Atilla Atalay (248 sayfa)


6. Kategori (20 puan): Şimdiye kadar hiç bir kitabını okumadığı bir kadın yazardan bir kitap okuyanlara (En az 200 sayfa).

Acı Çikolata - Laura Esquivel (221 sayfa)


7. Kategori (20 puan): İlk kitabı 2010 yılında veya daha sonrası yıllarda çıkmış bir yazardan bir kitap okuyanlara (En az 200 sayfa).

Kapalıçarşı Cinayeti - Esra Türkekul (256 sayfa)


8. Kategori (20 puan): Sinemaya uyarlanmış bir kitabı okuyup filmini izleyenlere (En az 200 sayfa).

Rüzgar Gibi Geçti - Margaret Mitchell (942 sayfa)


9. Kategori (20 puan): Kütüphanesinde en uzun süredir okunmayı bekleyen o kitabı okuyanlara (En az 200 sayfa).

Huzur - Ahmet Hamdi Tanpınar (391 sayfa)


10. Kategori (25 puan): Kendisi doğmadan en az 100 yıl önce yazılmış bir kitap okuyanlara (En az 200 sayfa).

Monte Cristo Kontu - Alexandre Dumas (1042 sayfa)


11. Kategori (25 puan): Rus edebiyatından bir kitap okuyanlara (En az 200 sayfa).

Oblomov - Ivan Gonçarov (619 sayfa)


12. Kategori (45 puan): Aynı yazardan en az 1.200 sayfa kitap okuyanlara.

Algan Sezgintüredi kitapları;

Katilin Şeyi (367 sayfa)
Katilin Meselesi (385 sayfa)
Katilin Uşağı (274 sayfa)
Katilin Şahidi (184 sayfa)