16 Nisan 2014 Çarşamba

Giulio Cesare

Bugüne kadar izlediğim operalarda aşk ve komedi ön plandaydı. Ancak Giulio Cesare dram ve intikam planı çevresinde gezinen bir opera. Bu nedenle diğerlerine kıyasla temposu düşük.

Zafer kazanan Cesare, onu tuzağına düşürmek isteyen ancak Cesare’a aşık olan Cleopatra, babasının intikamını almayan çalışan Sesto ve annesi Cornelia. Hikayeyinin devamını öğrenebilmek için izlemenizi tavsiye ederim. Başta temposu düşük dediğime aldanıp sıkıcı sanmayın. Operayı “eğlencelik” benzeri bir tanımla izlemiyorsanız sıkılmayacağınız kesin. Ancak ikinci perdede salonun yarısının ortada görünmediğini de ekleyeyim.

12 Nisan 2014 Cumartesi

Bir Delinin Hatıra Defteri

Yaklaşık 5 yıl önce İstanbul turnesine gelmişti oyun. Ben de fırsat bulup izlemiştim. Sonuç büyüleyiciydi benim için. Çünkü karşımda rol yapan değil karakterini yaşayan bir adam vardı. O adam vinç üzerinde deliliğe yaklaştıkça gerilimi içimizde hissettik. Aradan geçen yıllar içinde Erdal Beşikçioğlu hepimizin amiri oldu, oyun bu süre boyunca hiç turneye gelmedi İstanbul’a. Uzun aradan sonra yeni bir turne haberi aldık, ancak izlemek isteyenleri kötü bir sürpriz bekliyordu, biletler neredeyse çıkmadan tükeniyordu! Ancak benim için bir fırsat doğdu ve tekrar izleyebildim. İtiraf edeyim biraz korkuyordum ilk seferinde olduğu kadar etkileyici gelmemesinden. Ancak öyle muhteşem bir oyuncu ve oyun varken böyle bir seçenek yokmuş, ben bilemedim. Yine büyülenerek çıktık oyundan. Zor biliyorum ama bu oyun için çaba göstermeye fazlasıyla değer. O yüzden bir yolunu bulun ve izleyin.

27 Mart 2014 Perşembe

Günün Notları


- Niyet ettim akıl sağlığım(ız) için gündemden kaçıp sanat haberlerine sığınmaya!

- Nisan demek festival demek. Yaptınız mı bakalım İstanbul Film Festivali programınızı? Eğer yaptıysanız önerilerinize açığım, yazın lütfen!

- İmkan bulursam izlediğim filmleri de yazmaya çalışacağım burada.

- Yaz için konser haberleri de geliyor.

- One Love Festival’de Bonobo olacakmış.

- Hugh Laurie de Temmuz’da konsere geleceklerden biriydi, hatta haberi duyduğum gün resmi sitesinden de kontrol etmiştim, İstanbul konseri görünmekteydi. Ancak şu an aynı sitede İstanbul konseri görünmüyor ve sözlükte iptal olduğuna dair yorumlar var.

- Sabancı Müzesi’nde Uzak Komşu Yakın Anılar sergisi 15 Haziran’a kadar görülmeli.

- Pera Müzesi’nde ise Picasso Doğduğu Evden Gravürler ve Seramikler sergisi 20 Nisan’a kadar görülmeli.

- Pera Müzesi’nin gelecek sergilerine dair güzel iki haber var. 7 Mayıs itibariyle Andy Warhol ve Stephen Chambers sergileri olacak. Şimdiden ajandaya kaydedelim.


- Biraz da benden haberler...

- İşimle ilgili bölüm değişikliğim oldu. Fotoğraftaki çiçekler haberi kutlamak için gönderen bir arkadaşımdan. Notlar da iş arkadaşlarımdan. İşe gelip de masayı bu halde görmek iyi hissettirmedi dersem yalan olur. Bağzı insanlar iyi ki var!

- Yaptığım bir planla ilgili çok büyük bir hayal kırıklığı yaşadım geçtiğimiz günlerde, hala kendimi toplamaya çalışıyorum. Bir yandan bunun için uğraşıp diğer yandan çevreme bunu yansıtmamaya çalışmak çok zormuş bunu bir kez daha gördüm.

- Bazen 'artık her konuda hayat tecrübem var' dediğinizde bile yeni biri ekleniyormuş bunu da görmüş oldum.

- Önceki yazılardan birinde bahsettiğim kitap okuma şenliği için neredeyse her gün bir kitap bitiriyorum. Eski okuma hızıma yeniden kavuştum, bunun için pek mutluyum.

- Bir de şöyle bir şey var;

Biz kırıldık daha da kırılırız,
Kimse dokunamaz suçsuzluğumuza!

(C.Süreya)

22 Mart 2014 Cumartesi

6 Oyuncu Yönetmenini Arıyor ve Giselle


6 Oyuncu Yönetmenini Arıyor

Moda Sahnesi’nin yeni oyunu. Bir film setinde, çekimler arasında geçen ve 6 oyuncunun, filmin yönetmeni ve yıldızı ile ilgili yaptığı dedikodu olarak özetleyebiliriz sanırım.

Oyuncular muhteşem, oyun iyi ve eğlenceli ancak küfürün dozu ve kullanım şekli biraz yersiz. Bir de metnin ve karakterlerin yabancı olduğu bir oyunda Türk usülü ifade ve sözler "ait değil" hissi yaratıyor izleyen bünyelerde.

Elbette oyunu izleyenlerin çoğunun özellikle küfürlere gülmesi gerçeğini değiştirmiyor bu durum. Halbuki gülmedikleri sahnelerde çok daha ince espriler kaçtı gitti! (Türk tiyatro izleyicisinin büyük kısmı her geçen gün daha fazla sinirlendiriyor beni!)

Tekrar oyuna dönersek, izleyiniz efendim, bu adamların yaptıkları işler takip edilesi kesinlikle.

Giselle

Bu sezon en az tiyatro kadar zaman ayırmaya çalıştım opera ve baleye. Süreyya Operası ikinci evim gibi oldu artık. Kapısından içeri girdiğim anda mutluluk dolduğum bir gerçek, izleyeceğim gösteri ne olursa olsun...
Giselle, bu sezon Süreyya'da izlediğim en güzel gösteri diyebilirim rahatlıkla. Koreografi, sanatçıların performansı, dekor ve müzik enfesti. Hiç bale izlemeyen iki arkadaşımla gittim ve ikisi de hayran kaldı. Eğer bale izlemek isteyen ve sıkılacağına dair ön yargısı olanlar varsa Giselle iyi bir başlangıç olacaktır.

Keyifli seyirler.

16 Mart 2014 Pazar

Bahar Okuma Şenliği


Sevgili Pınar'ın bir önceki etkinliğine katılmış ancak tüm kitapları okuyamamıştım. Bu kez azimliyim! Hem bu defa yeni kitap almam da gerekmeyecek, tüm kategoriler için kitaplığımda karşılık bulundu.

Etkinlik detaylarına http://pinucciasbooks.blogspot.com.tr/ adresinden ulaşabilirsiniz.


Kategoriler:

1. Kategori (10 puan): Tavsiyelerine güvendiği birinin önerdiği bir kitabı okuyanlara (En az 200 sayfa).

Yüz Karası - Jonathan Holt (360 sayfa)


2. Kategori (15 puan): Bir şiir kitabı okuyanlara (Sayfa sınırlaması yok).

Bütün Şiirleri - Nazım Hikmet (2081 sayfa)


3. Kategori (15 puan): Herhangi bir edebiyat ödülü kazanmış bir kitap okuyanlara (En az 200 sayfa).

Middlesex – Jeffrey Eugenides (640 sayfa)


4. Kategori (15 puan): Bir öykü kitabı okuyanlara (Sayfa sınırlaması yok).

Sahaf Mendel & Bir Kadının 24 Saati – Stefan Zweig (159 sayfa)


5. Kategori (20 puan): Adında bir çiçek adı olan veya "çiçek" sözcüğü geçen bir kitap okuyanlara (En az 200 sayfa).

Menekşe İstasyonu - Atilla Atalay (248 sayfa)


6. Kategori (20 puan): Şimdiye kadar hiç bir kitabını okumadığı bir kadın yazardan bir kitap okuyanlara (En az 200 sayfa).

Acı Çikolata - Laura Esquivel (221 sayfa)


7. Kategori (20 puan): İlk kitabı 2010 yılında veya daha sonrası yıllarda çıkmış bir yazardan bir kitap okuyanlara (En az 200 sayfa).

Kapalıçarşı Cinayeti - Esra Türkekul (256 sayfa)


8. Kategori (20 puan): Sinemaya uyarlanmış bir kitabı okuyup filmini izleyenlere (En az 200 sayfa).

Rüzgar Gibi Geçti - Margaret Mitchell (942 sayfa)


9. Kategori (20 puan): Kütüphanesinde en uzun süredir okunmayı bekleyen o kitabı okuyanlara (En az 200 sayfa).

Huzur - Ahmet Hamdi Tanpınar (391 sayfa)


10. Kategori (25 puan): Kendisi doğmadan en az 100 yıl önce yazılmış bir kitap okuyanlara (En az 200 sayfa).

Monte Cristo Kontu - Alexandre Dumas (1042 sayfa)


11. Kategori (25 puan): Rus edebiyatından bir kitap okuyanlara (En az 200 sayfa).

Oblomov - Ivan Gonçarov (619 sayfa)


12. Kategori (45 puan): Aynı yazardan en az 1.200 sayfa kitap okuyanlara.

Algan Sezgintüredi kitapları;

Katilin Şeyi (367 sayfa)
Katilin Meselesi (385 sayfa)
Katilin Uşağı (274 sayfa)
Katilin Şahidi (184 sayfa)

10 Mart 2014 Pazartesi

Hamlet ve Garaj


Baştan söyleyeyim, Shakespeare oyunlarının sadece klasik çizgisini seviyor, o döneme ait kıyafet, dekor ve sözler bekliyorsanız bu oyun size göre değil. Çünkü karşınızda tamamen günümüze ait bir Hamlet olacak. Hepimizin bildiği bir hikaye esasında bu nedenle konuyu anlatmak gereksiz. Moda Sahnesi’nde izleme şansına eriştiğimiz Hamlet ise yazarın ve oyunlarının günümüzde bile ne kadar geçerli olduğunun kanıtı ve benim beklentilerimi fazlasıyla karşıladı.

Oyuncular, sahne ve dekor iyi. Onur Ünsal bildiğimiz gibi efendim, yine olduğu her sahneyi alıp götürüyor, adeta "ben oyunculuk için doğdum" diye bağırıyor. Bize de keyifle izlemek düşüyor.


Gelelim diğer oyuna, Craft Tiyatro’nun yeni oyunu Garaj. Bu sezon çok fazla oyun izleyemedim ama izlediklerim hep iyi oyunlardı. Garaj ise bir seçim yapmak zorunda olsam kesinlikle birinci sıraya koyacağım oyun olurdu. Birbirinden çok farklı iki karakterin, yılbaşı gecesi bir garajda kesişen yolları diye özetleyebiliriz. Orkide (Enis Arıkan) ve Kahraman (Güven Murat Akpınar) görünürde hiçbir ortak noktası olmayan iki karakter, yaşamları da öyle. Orkide, cinsel kimliğini bastıramadığı noktada mevcut yaşamından kaçıp İstanbul’a gelen bir transseksüel, Kahraman ise ailesini küçük yaşta kaybetmiş, anneannesi ile yaşama tutunmuş, üniversitede okuduğu bölüm için aldığı ikinci el fotoğraf makinesiyle fotoğraf peşinde koşan bir öğrenci. İkisinin de yaşamı zorluklar ve yalnızlıkla dolu esasında. Bir garajda kesişen yolları ise hayatlarının o gününü yalnız geçirmemelerini sağlıyor.

Kahkaha ve hüzün bir arada oyunda. Bir de öyle güzel oyunculuklar var ki resmen akıp gidiyor oyun. Orkide rolünde Enis Arıkan’ın harikalar yarattığı bir gerçek ama Kahraman rolünde Güven Murat Akpınar da mükemmel. Ben ikisini de çok sevdim. Bu oyuna mutlaka şans veriniz diyorum. Ben ikinci kez izlemeyi planlıyorum.

"Birini sevdiğin zaman şehrin nüfusu '1'e iner."

22 Şubat 2014 Cumartesi

Külkedisi, Dansmavi ve Cyrano De Bergerac


Külkedisi

Sanırım en iyi bilinen masallardan biridir Külkedisi. Çoğu masalda olduğu gibi içinde bol miktarda iyilik, umut, aşk, kötüler ve imkansız gibi görünen ama gerçekleşen hayaller barındırır. Hepimiz Külkedisi’ne yakın buluruz kendimizi, ona kötülük eden üvey kardeşlerine kızar, prens ile yollarının tekrar tekrar kesişmesini umarız. Sanki gerçekmiş gibi. İstanbul Devlet Opera ve Balesi tarafından sahneleneceğini gördüğüm anda bilet almak için gerekli tüm hatırlatmaları yapmıştım, kaçırmamalıydım. Biliyorum ki çok fazla insan benim gibi merakla bekliyordu bu operayı. Bilet almak için pc başında beklerken yanılmadığımı da anladım çünkü normalde yarım saatte tükenen biletler 10 dakika içinde tükenmişti. Elbette bu merakın büyük olmasında eserin bilinirliğinin yanı sıra rejisör Yekta Kara ve getirdiği pop art yorum da etkili.

Masalın değişen detayları var sahnede ancak özünde aynı. Kesinlikle gidip görülesi, keyif alınası bir opera çıkmış ortaya. Sezon programında Mayıs ayında görünüyor, kaçırmayınız efendim.


Dansmavi

Bu sezon izlediğim en etkileyici gösterilerden biri oldu diyebilirim Dansmavi için. Gösteri sonrasında dışarı çıkınca farkına vardım, sanki tüm kötü düşüncelerden arınmış gibiydim. Kesinlikle iyi geldi bana.

Dansmavi, iki modern ve bir neoklasik eserden oluşturulmuş üç perdelik bir dans gösterisi. Creatures, Circle of Fifths ve Minyatür. Sanırım benim için en etkileyici olan kısım ilk bölümdü. Özellikle ikili danslar muhteşemdi. Bilet almak için verdiğim tüm çabaya değdi. Yine Mayıs programında tekrarı olacak gösterilerden, kaçırmayınız diyorum.

Cyrano De Bergerac

Tiyatro Akla Kara sayesinde izlediğim oyun. Evin salonundaymış gibi hissettiren sahnesini severim esasında ancak bu oyun daha büyük bir sahnede oynanmalı bence. Bir de karakterlerin bazılarına uygun oyuncu seçimi yapılamamış gibiydi sanki. Bunu hissettiğim karakterlere yakınlık duyamadığım için oyuna konsantre olmakta da zorlandım. Şu ana kadar bu sahnede izlediğim oyunlar arasında beğenimin en düşük olduğu oyun diyebilirim. Tabi bu değerlendirmede yüksek beklentimin de etkisi var.

Keyifli seyirler.



2 Şubat 2014 Pazar

Biraz Tiyatro

Geçtiğimiz ay izlediğim oyunlar ile ilgili yorumu yeni yazıyor olmam bloguma ve yazma amacıma saygısızlık olsa da daha fazla gecikmeden ve en önemlisi unutmadan yazayım diyor ve başlıyorum. Hem yeni yazılara sıra gelsin değil mi? Başka Sinema filmleri ve Günün Notları bekliyor köşede daha. :)



Bütün Çılgınlar Sever Beni

Arp sanatçısı Maria’nın kocası Yosif aldatıldığından şüphelenmektedir. Karısı ona göre mükemmeldir ve böyle birinin kendisi gibi birini seçmiş olması ona inandırıcı gelmemektedir. Bu şüphesinden emin olmak için yakın arkadaşı Angel’dan yardım ister. Angel, ikilinin tanışmasını sağlayan kişidir, aynı zamanda Maria’ya gizli bir hayranlık duymaktadır. Önce bu teklifi kabul etmese de Yosif tarafından planın içine itilir ve olaylar başlar.



Vakti Geldi

Sezon programı ilk açıklandığında büyük bir hayal kırıklığı yaşamıştım. Ancak sezonun ortalarında gelen yeni oyunlar yeniden umutlandırdı. Vakti Geldi de o oyunlardan biri.

Bürokrat, iş adamı ve profesör olan ancak geçmişlerinden kaçan, bu nedenle de görüşmeyen üç eski arkadaşa isimsiz mektuplar ulaşır ve aynı gece, aynı saatte bir tren garında olmaları istenir. Mektubu yazan kişi hiç tanımadıkları bir kadındır. Ve üçünün arasında sır olan, geçmişten kalan bir günün hesabını sormak için gelmiştir. Konuyu daha fazla anlatmayayım ipucu verme riski var. Ben oyunu çok sevdim, oyuncular, konu, dekor yani her şey gayet başarılı idi. Hele bir sahne vardı ki elimde olsa o anı fotoğraflamak isterdim.


O.B.E.B.

Geçen sezon izlemek için çırpındığım ancak bir türlü uygun günü yakalayamadığım bu güzel oyunu izledim. Yiğit Sertdemir, daha önce de yazdığım gibi Şehir Tiyatroları günlerinden takip ettiğim ve hem oyunculuğunu hem de yazdıklarını çok çok sevdiğim isimlerden biri. Her oyununa konusunu bile okumaya gerek duymadan gidebilirim.

Oyuna gelince, 1970’li yıllarda geçiyor. İsimlerini bilmediğimiz dört kadın hastanın, psikodrama ile merkezce belirlenmiş bir psikolog ve yardımcısı tarafından kafalarının karıştırılması ve hedeflerinin değiştirilmesini anlatıyor. Konu, oyuncular ve oyun şahane. Mutlaka zaman ayırınız efendim.


Bir İnfazın Portresi

Semaver Kumpanya oyunları izlemek istediklerimdendi. Ancak mesafeler nedeniyle fırsat bulmak kolay olmamıştı. Ekibi çok seven bir arkadaşıma yeni yıl hediyesi olarak oyunun biletini alınca kendime de almayı ihmal etmedim. Böyle güzel bir ekip ve mekanla tanışmak memnun edici.

Oyun, İnebahtı zaferini anlatan bir resim yaptırmak isteyen Venedik Cumhuriyeti yetkililerinin dönemin en ünlü kadın ressamı olan Galactia'yı ikna etmesi ve ardından yapılan resimle iki tarafın birbirine düşmesini anlatıyor. Yetkililer, zaferin coşkusunu anlatan bir resim beklerken Galactia savaşın vahşetini yansıtıyor. Öyle güçlü bir yansıma ki resmi gören askerler kendilerini savaş alanında zannediyor! Bu durumdan rahatsız olan yönetim ise sanatçının bakış açısını değiştiremediği noktada cezalandırmayı uygun görüyor!

Genel bir yorum gerekirse dört oyunu da çok sevdim. Bu nedenle hepsi tavsiyemdir.

Keyifli seyirler.



27 Ocak 2014 Pazartesi

Anish Kapoor İstanbul'da

İlk olarak Aralık ayında gitmeye karar vermiş ancak bazı aksilikler nedeniyle gidememiştim. Serginin süresi uzatılınca şansı kaçırmamak gerek diyerek bir Pazar günü çıktım yola. Daha gitmeden, sergiyi görmek için bu kadar çaba harcamadan biliyordum benim sevdiğim tarzda bir sergi olmadığını, çünkü bildiğim eserleri bana hitap etmiyor. Ancak bu durum sergiyi görme isteğimin önüne geçemez. Sergiden çıktığımda da düşüncem değişmedi.

Eserlerinin -bence- ortak noktası, izleyicisi üzerinde bıraktığı duygu yani onlara dokunma isteğiydi. Özellikle sergi fotoğraflarında da görülen eserleri insanda bilinmeyen kısma ulaşma isteği yaratıyor. Sanki orada Alice'in harikalar diyarı saklıymış gibi! Sergiden birkaç gün sonra arkadaşımın okuduğu bir habere göre sanatçının amacı da buymuş, belli ki amaca ulaşmış.

18 Ocak 2014 Cumartesi

Aralık Konserleri

Aralık ayında üç güzel konser izledim ancak yazma sırası yeni geldi. (Hiç öyle bakma blog, şu aralar seninle gerektiği kadar ilgilenemediğimin farkındayım zaten. Aklım başka yerde misafir şu aralar. Anlayışına sığınıyorum!)

Geç olsun güç olmasın mantığı ve madem buralar benim dijital günlüğüm öyleyse yazayım da hatırlamak kolay olsun bahanesini harmanlayıp başlıyorum yazmaya.

Efendim bildiğiniz üzere Aralık ayında İstanbul konser takvimi pek hareketliydi. İçinden seçtiklerim ise beni fazlasıyla memnun etti. Sırasıyla Avishai Cohen, Fallulah ve İDOB Yeni Yıl Konseri, hem kulağımı, hem ruhumu fazlasıyla doyuran ve mutlu eden konserlerdi.


Avishai Cohen, uzun süredir dinlediğim ve pek sevdiğim müzisyenlerdendir. Birkaç yıl önce farklı bir konserine gitme çabam başarısızlık ile sonuçlanmıştı. Ancak bu kez şartları zorladım ve buna fazlası ile değdi. Babylon’un sessiz konserlerinden biriydi ve arada bir böğürerek küfürler savuran bir insanımsı dışında sorun çıkartan seyirci de olmadı, herkes gayet müzikle ilgili ve mutluydu.

Bir sonraki gün ise Salon’da Fallulah’ı dinleme fırsatım oldu. Kendisinin Türkiye’de verdiği ilk konserdi yanılmıyorsam. Ancak kesinlikle devamı olacaktır. İnanılmaz bir sahne enerjisi vardı. Ayrıca gayet samimiydi. İlerleyen dönemlerde isminin daha çok duyulacağına inanıyorum. Dinlemekten çekinmeyiniz lütfen.


Aralık konserleri içinde en çok keyif vereni ise İDOB Yeni Yıl Konseri idi. İlk kez İDOB konseri izledim, ancak bundan sonraki konserlerini kaçırmamak için uğraşacağım kesin! Programda neler vardı neler, Hayvanlar Karnavalı, Carmen, Fındıkkıran ve çok daha fazlası. Bir de klasik müzik sanatçısı ile izleyicisinin iletişimine bayılıyorum. İyi ki izlemişim diyor ve bir sonrakini sabırsızlıkla bekliyorum.

Efendim içinizin nota dolacağı güzel bir yıl ve etkinlik takvimi dileyerek bir sonraki yazıda buluşana kadar hoş kalın diyorum.